Yargıda "paralel yapılanma" olduğu kuşkusu taşıdığını belirten Yanardağ, "Böyle bir tarihsel dönemde inanıyorum ki bir paralel yapılanma var. Ağır ceza savcıları ve sulh ceza hakimlikleri üzerinden giden, ciddi bu konuda kuşkum var. Ama ben adliyenin çok önemli bir bölümünün; Cumhuriyetin değerlerine, hukukun üstünlüğü ilkesine, evrensel hukuk normlarına uygun hareket ettiğini düşünüyorum. Buna inanmak istiyorum. Mahkeme kararınız bunun böyle olup olmadığını açıkça ortaya koyacaktır. Toplumsal barışa katkıda bulunmanızı talep ediyorum" ifadelerini kullandı.
"Bu ülkenin devrimci damarı zannedilenden güçlüdür" diyen Yanardağ, TELE1'e karşı açılan soruşturmalara ve RTÜK cezalarına da değindi. Yanardağ, "Bakın; anayasal güvence altında olan basın ve ifade özgürlüğü ağır ve vahim bir biçimde ihlal edilmiştir. Televizyona el konulmasında casusluk maddesi yok bildiğim kadarıyla. Peki, benim sicilim dökülmüş; bunların tamamı basın suçlamaları ve hiçbirinden sabıkam yok. Ağır bir basın ve ifade özgürlüğünün ihlali var, düşünce özgürlüğünün ihlali var. Geçtim onu; bir finansman kaynağı arıyor. Şunu görmediler: Burada bir gazetecilik başarısı var, bir irade var. Deyim uygunsa bu bir cumhuriyetçi iradedir, bir devrimci iradedir, bir yurtseverlik iradesidir, bir gazetecilik iradesidir; bir mesleğe ve gerçeğe sadakattir" diyerek basın ve ifade özgürlüğü vurgusu yaptı.
Yanardağ'ın savunmasının tamamı şöyle:
"Dün burada, Bursa'nın fethinin 700. yıl dönümü olduğunu anlatmıştım: 6 Nisan 1326. Birçok tarihçi, Osmanlı İmparatorluğu'nun kuruluşunu bir mahkeme kararına bağlarlar. Bir kadının bir Müslüman ve Bizanslı tüccar arasındaki bir davada Bizanslı tüccarı haklı görmesi Bizans'ın çözülmesine ve Batı Anadolu'da Trakya'da ve Rumeli'de Osmanlı'nın güçlenmesine yol açan en önemli etken olduğu için Bizans tarihi uzmanları Batı'da Osmanlı'nın gerçek kuruluş tarihini 1360 olarak işaret ederler, yani o mahkeme kararı. Fakat bunlar kuruluş ve yükseliş döneminin mahkemeleridir. Aynı Osmanlı'nın bir de 1878'de Yıldız Sarayı'nın bahçesinde bir çadır mahkemesi vardır. O da çöküşün mahkemesidir. Mithat Paşa ve Osmanlı Türk modernleşmecilerinin ve aydınlarının yargılandığı mahkeme. Mithat Paşa Türkiye'de ilk Kanun-i Esasi'yi yürürlüğe sokan, ilk meclisi açan hareketin lideridir, Yeni Osmanlıların. Orada yargılandığı zaman mahkeme soruyor iddianame hakkında ne düşünüyorsunuz diyor. İki yeri doğru diyor; bir başındaki besmele, yani “Bismillahirrahmanirrahim” ile başlıyor iddianame, bir de altındaki tarih ve imza, gerisi yalan.
Bu iddianamenin de gerisi yalan, bir çöp, bir siyasi iddianameyle karşı karşıyayız. O nedenle ben dünkü savunmamı bir savunma olarak değil, deyim yerindeyse bir karşı iddianame esprisi içinde yaptım. İdeolojik önyargılara dayalı bir iddianameyle karşı karşıyayız ve Amerikancı bir iktidar emperyalizmin iş birlikçileri bu ülkenin yurtseverlerini, solcularını, cumhuriyetçilerini casuslukla suçlamaya kalkıyor. Böyle bir tabloyla karşı karşıyayız. Peki ortaya bir kanıt koydular mı? Hayır. Temel vatandaşlık haklarını suç olarak niteleyen, yani seçme seçilme hakkı, seçimlere katılma hakkı, bir adayı destekleme hakkını hatta seçimleri kazanmayı suç ilan etmeye çalışarak fiilen bu mahkeme kararları üzerinden oluşturulacak bir içtihatla bir dikta hukuku inşa etmeye çalışıyorlar.
Biz böyle bir iddianameyle karşı karşıyayız. Dün de söyledim bu beşinci sınıf kumpasın iki hedefi var; bir Tele1'e el koymak beni ve arkadaşlarımızı susturmak ve esas olarak da Sayın Ekrem İmamoğlu'nu kuşatmak, 2019 ve 2024 seçimlerini lekelemek, paralize etmek. Ama yapamayacaklar. Mümkün değil, bu olmayacak. Adaletin olmadığı yerde toplumsal bir barış olmaz. Bunu sağlamaları mümkün değil Sayın İmamoğlu'nun dediği gibi bir avuçlar, bir oligarşi var, bir darbe rejimiyle karşı karşıyayız. Öyle bir iddianameyle yüz yüzeyiz ki ben 12 Eylül mahkemelerinde yargılandım, 12 Eylül döneminde böyle bir iddianame yoktu. Bir kanıt olurdu, insanları yani bir iç savaş döneminden çıkmış bir ülke o eylemlerde yer alanlar kendilerinin tarihsel olarak meşru olduklarını, meşru bir iş ve eylem içinde olduklarını, devrimci bir eylem içinde olduklarını düşünüyor ve buna inanıyorlardı ve böyle bir iddianameyle iddianamelerle karşı karşıyaydılar. Herkes siyasi savunma yaptı, oradan onuruyla çıktı.
Bu iddianame gerçek anlamda bir siyasi savunmayı bile hak edecek bir donanıma, niteliğe, içeriğe sahip değil. Dili bir kere bozuk, Türkçesi bozuk. Sahte belgeler var. Ya bir ülkenin Cumhuriyet Savcılığı sahte belge koyabilir mi? Verilmemiş ifadeleri verilmiş gibi gösterebilir mi? Çarpıtabilir mi? Mesela benim Hüseyin Gün'le bir mesajımın, bir WhatsApp mesajımın yarısını alıp yarısını almaması olabilir mi? Hüseyin Gün diyor ki mesajında: ya bu CHP videolar hazırlamalı, sosyal medya mesajları paylaşmalı vesaire vesaire. Baş tarafını kesmişler sanki bana talimat vermiş gibi oluyor. Ayıp ya. Ayıp. Adında cumhuriyet kavramının olduğu tek müessesedir Cumhuriyet Savcılığı.
Bu ülkeye boyun eğdirmeye çalışıyorlar, bu ülkenin aydınlarına, bu ülkenin gazetecilerine, bu ülkenin namuslu insanlarına, yurtseverlerine boyun eğdirmeye çalışıyorlar. Yapamayacaklar. Bu olmayacak. Bu ülkenin gazetecileri Namık Kemallerin soyundan geliyor çünkü. Şinasilerin, Namık Kemallerin soyundan geliyor. Kuvâ-yi Milliyecilerin soyundan geliyor. 1968'de Amerikan askerlerini denize döken devrimcilerin soyundan geliyor. Bu ülkenin devrimci damarı zannedilenden çok güçlüdür. Biz Mustafa Sabrilerin değil biz Börekçizade Rıfatların soyundan geliyoruz, Ankara müftüsünün. Sarayın fetvacılarının, şeyhülislamlarının Kuvâ-yi Milliyeciler hakkında idam fetvası yayınlamasının üzerine Anadolu'daki kırk müftüyle beraber Kuvâ-yi Milliye fetvasını yayınlayan: bu işgalcilere karşı kutsal savaştır cihaddır diyen Kuvâ-yi Milliyeyi, Börekçizade Rıfat Efendilerin soyundan geliyoruz biz. Biz bu ülkenin devrimci damarını temsil ediyoruz, cumhuriyetçiyiz biz.
Bu ülkenin cumhuriyetçilerine boyun eğdirmeye çalışıyorlar. Niye? Bir darbe rejimi var. Neden? Rejimi değiştirecekler. Niye? Cumhuriyetin tasfiye sürecinden geçiyor bu ülke. Niye Ekrem İmamoğlu'ndan korkuluyor? Çünkü onları yenebileceğini gösterdi. Şimdi bir tabloyla karşı karşıyayız. Hüseyin Gün'le bu mahkemede karşılaştık. Ya tecrit var, ne avukat görüşünde karşılaştık aynı cezaevindeyiz hatta aynı koridordayız hiçbir biçimde konuşamadık şu ana kadar hiçbir temasımız olmadı burada da işte günaydın nasılsın dışı bir temasımız olmadı. Ama dosyaya baktığımız zaman özel bir tecrit uygulandığı, bir itirafçılığa zorlandığı anlaşılıyor. Örnek vereceğim; ben Sayın Hüseyin Gün'ün ifade ettiği Üvey kardeşi ve bu davaya temel teşkil eden kendisini casuslukla suçlayan Ümit Alaçam. Bir ihbarda bulunuyor önce bu ihbar ciddiye alınmıyor, hakikaten ciddiye alınacak bir yer yok. İki ay sonra bakılıyor tekrar iki ya da üç ay sonra Hüseyin Gün yurt dışından geldiği zaman Haziran sonu, galiba 30 Haziran.
Yine bir şey yok. Bizim de haberimiz yok, bir gazeteci olarak da haberimiz yok yani. Olay basına da yansımış değil. Ekim ayına kadar bekleniyor; Ekim'in sonuna kadar. Yani 3-4 aya yakın bir süre bekleniyor. O arada dijital materyaller Ümit Alaşan tarafından teslim edilmiş. Yasa dışı elde edilmiş; dün avukatımız söyledi, yasa dışı elde edilmiş kanıtlar var ortada. Ümit Alaçam girmiş odasına. Yani öyle bir casus ki bütün dijital materyallerini, laptopunu, cep telefonlarını orada bırakmış; ayırmış elden, "Sonra gelir alırım" diye düşünmüş olabilir, bilemiyorum.
Bu teslim ediliyor ama bakıyorlar ki orada Ekrem İmamoğlu'yla, Sayın İmamoğlu'yla bir fotoğraf var. Merdan Yanardağ'da 7-8 tane mesaj var. Yıllardır görüşmemişsin; bir izleyiciyle bir gazeteci arasındaki mesajlaşmanın ötesinde değil. Gazeteci mesafesi korunmuş, nezaket kuralları içinde cevap verilmiş; bir izleyiciye nasıl cevap verilirse. Ben kendisini bu dosya nedeniyle tam olarak tanıyorum. Esas olarak tanıdığım kişi kendisinin manevi annesi ve bir televizyon destekçisi olan cumhuriyetçi, Atatürkçü, yaşlı bir kadın; bir televizyon izleyicisi Sayın Seher Alaşan. Kendisine rahmet diliyorum. Ve onun yanında karşılaştığımız, ayaküstü sohbet ettiğiniz, ayaküstü denilebilecek koşullarda sohbet ettiğiniz bir insan.
Bu dosyada anlaşılan şu: Bir itirafçı olmaya zorlanıyor; yoğun ve ağır bir tazyik altında. Ben dün burada ifadesini dinlediğim zaman gördüm. Bize karşı kışkırtılmış, ifade alınmaya çalışılmış. Ne yapılmaya çalışılıyor biliyor musunuz? "Televizyonun finansman kaynağı ne?" Çünkü onlar bir gazetecilik başarısının nasıl böyle bir sonuç doğurabileceğine inanamadılar. Cezalarla geldiler, soruşturmalarla geldiler; hakkımızda tane tane soruşturma var. RTÜK cezalarıyla vesaire mali ambargolar uyguladılar. Reklam veren firmalara müfettişler, vergi müfettişleri göndererek televizyon yayınlarını önlemeye çalıştık. Bakın; anayasal güvence altında olan basın ve ifade özgürlüğü ağır ve vahim bir biçimde ihlal edilmiştir. Televizyona el konulmasında casusluk maddesi yok bildiğim kadarıyla. Peki, benim sicilim dökülmüş; bunların tamamı basın suçlamaları ve hiçbirinden sabıkam yok. Ağır bir basın ve ifade özgürlüğünün ihlali var, düşünce özgürlüğünün ihlali var. Geçtim onu; bir finansman kaynağı arıyor. Şunu görmediler: Burada bir gazetecilik başarısı var, bir irade var. Deyim uygunsa bu bir cumhuriyetçi iradedir, bir devrimci iradedir, bir yurtseverlik iradesidir, bir gazetecilik iradesidir; bir mesleğe ve gerçeğe sadakattir.
Çünkü ben televizyonu kurmak için arkadaşlarımla çıktığım zaman basının sermaye bileşimi değişti. Gazeteci kökenini dün anlattım; hiçbir medya patronu yok, çok az. O halde gazeteciler olarak bu işe girdik. Borçları karşılığı aldığımız bir televizyon frekansını sıfırdan var ettik. 10 yıllık emeğimiz var orada ve Türkiye'nin başarılı kanallarından biri haline getirdik; en çok izlenen 4 kanaldan biri. Asıl hedef de bu. Çünkü televizyonun olduğu bir medya ortamında bu darbe rejimini sürdürebilmeleri mümkün değil.
Şimdi 3 ay sonra biz gözaltına alınıyoruz ve aynı emniyetteyiz, Vatan Emniyet'teyiz ve birbirimizden habersiz ifadeler veriyoruz. İfadelerimiz puzzle gibi birbiriyle örtüşüyor. Ama bir ifade verilmeye zorlanmış; bize karşı zorlanmış, belli. Daha sonra casuslukta aslında etkin pişmanlık olmadığı halde savcılık bunu nasıl yapar ya? Dün de avukatlarımız söyledi; "Etkin pişmanlıktan yararlan" diyorlar. Anladığım kadarıyla Hüseyin Gül'ün ifadesinde etkin pişmanlık başvurusu yok; etkin pişmanlık bağlamında ifade verdiğinin farkında da değil. Ona diyorlar, o da "Lehime bir durum varsa yararlanmak isterim" diye cevap vermiş. Dosyaların kurgusu bu kadar iyi! Bir şoföre "İşte Tele1'e para götürdüm" diyor. Sayın Hüseyin Gün'ün ifadesinde önemli para gönderdiğini söylemiyor ve "Ben para göndermedim" diyor. Ama şöyle bir hava var: "Ya bu Tele1'in finansman kaynağı ne olabilir?" Tele1'in finansman kaynağı, Tele1'in izleyicileri. Dünyada da örnekleri var. Bu halkçı bir finansman modeli, toplumcu bir finansman modeli.
Biz ayakta kaldığımız için daha sonra Türkiye'nin büyük bankaları, otomotiv firmaları, kozmetik firmaları ve diğer firmalar bize reklam vermek zorunda kaldılar; çünkü izlenme oranımız yüksek. Bunların ayrı bir istikameti böyle. Böyle bir ortamda biz geldik, burada yargılanıyoruz. Peki ne var karşımızda? Şunu söyleyeceğim: Neden bir MİT değerlendirmesi yok bu casusluk davasında? Burada yargılanan insanlar sıradan insanlar değil. Cumhurbaşkanı adayı var burada; 25-25,5 milyon insanın oyuyla, açık T.C. kimlik numaralarını vermişler, imzalarını atmışlar, adını soyadını vermişler. Önce 15,5 milyon, sonra 25,5 milyona çıktı. Burada bir Tele1, Merdan Yanardağ var; Necati Özkan var. Hüseyin Gün'ün tam o yerdeki tarzıdır. Niye bir rapor yok; burada bir casusluk faaliyeti var mı yok mu diye?
Ama Hüseyin Gün, şu anda MİT Başkanı olan kişiyi restoranına götürmüş, 16 yıl önce. Bir Dışişleri Bakanı var yanında; Avrupa Birliği'nden sorumlu bir devlet bakanı var, Egemen Bağış; bir Hazine Bakanı zannediyorum Kürşat Tüzmen o dönemde ve Avrupa Birliği Parlamenterler Grubu Kürt Heyeti Başkanı olan bir milletvekili ve bir başka milletvekili daha var. Niye bir MİT raporu yok? Onu insan merak ediyor.
Şimdi burada Türkiye bizi izliyor. Mahkeme, Türk milleti adına karar veriyor. Tutun ki Türkiye'nin yarısı biziz; güveniyor, inanıyor, kendi gazetecisi olarak görüyor, kendi siyasal temsilcisi olarak görüyor, kendi lideri olarak görüyor, kendisinin cumhurbaşkanı, geleceğin cumhurbaşkanı olarak görüyor. İnşallah da buradan cumhurbaşkanı olarak çıkacak. Bizi izliyorlar. Buradan çıkacak karar toplumsal barışı derinden etkileyecektir; çünkü bu iddia halkın bir bölümünü diğer kesimine karşı kin ve düşmanlığa tahrik ediyor, suç işliyor. Ve bu nedenle hesap verecekler, bu kaçınılmaz. Kanıt mı? Kanıtın kendisi bu iddianamedir. Kanıt iddianamedir, burada yalan var.
Kamu araştırmaları açıklandı; halkın %85'i bu casusluk davasına inanmıyor. %85. Bu şu demek: Adalet ve Kalkınma Partisi'ne oy verenlerin, MHP'ye oy veren kesimin de önemli bir bölümü bu davaya inanmıyor. Şimdi Sayın Savcı mütalaasında işte yazı yazılmasını, İletişim Başkanlığı'na yazı yazılmasını talep ediyor. Deliller toplanmadı mı? Nasıl toplanmamış olabilir ya? Dalga mı geçiyorsun? Böyle bir yaklaşım olabilir mi? Bu, insanları özgürlüğünden mahrum etmektir; özgürlüğünden alıkoymaktır. Üstelik de size verilen devlet gücünü kullanarak, bunu istismar ederek insanları hapsetmişsiniz.
Bakın; milletin verdiği silahla darbe yapmak ile milletin verdiği hukuk gücünü kullanarak darbe yapmak arasında nitelik olarak bir fark yoktur. O bakımdan mahkemeniz çok önemli bir tarihsel kavşaktadır: Ya toplumsal barışa yeniden hizmet edecektir —çünkü bir toplumda, bir ülkede adalet yoksa barış hiçbir zaman kurulamaz— olmaz. Yani Osmanlı'nın yükseliş dönemindeki Bursa Kadısı ne kadar bağımsızsa öyle hareket edecek. Birinci Murat ya da Fatih Sultan Mehmet'e atfedilen o kadı; 'Siz mahkeme karar verdikten sonra Sultan'ın fermanının hükmü yok' diyen kadı kadar bağımsız olacak. Ya da Yıldız Sarayı'nın bahçesindeki Çadır Mahkemesi'nin kararı gibi karar verilecek. Mithat Paşa Taif'e sürüldü; 'Taif'te Ölüm' diye çok güzel bir belgesel romanı vardır, orada bunlar anlatılır. Bu nedenle Osmanlı hem aydınlanmayı hem sanayi devrimini hem de modernleşmeyi kaçırdı. Aynı dönemde Japonya'da Meiji Hanedanı ve İmparatoru, 1868'de İmparatorluk Parlamentosu'nu kurdu ve yaşattı.
Böyle bir tarihsel dönemde inanıyorum ki —dün de söyledim— bir paralel yapılanma var. Ağır ceza savcıları ve sulh ceza hakimlikleri üzerinden giden, ciddi bu konuda kuşkum var. Ama ben adliyenin çok önemli bir bölümünün; Cumhuriyetin değerlerine, hukukun üstünlüğü ilkesine, evrensel hukuk normlarına uygun hareket ettiğini düşünüyorum. Buna inanmak istiyorum. Mahkeme kararınız bunun böyle olup olmadığını açıkça ortaya koyacaktır. Toplumsal barışa katkıda bulunmanızı talep ediyorum. Mütalaayı olduğu gibi reddediyorum. Teşekkür ediyorum."
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
|||||
|
|
|||||||
![]() Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır. Neleri kabul ediyorum: IP adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle paylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım. |
| # | TAKIM | O | G | B | M | A | Y | AV | P |
|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|
| 1 | Galatasaray | 33 | 24 | 5 | 4 | 77 | 29 | 48 | 77 |
| 2 | Fenerbahçe | 33 | 21 | 10 | 2 | 74 | 34 | 40 | 73 |
| 3 | Trabzonspor | 33 | 20 | 9 | 4 | 61 | 36 | 25 | 69 |
| 4 | Beşiktaş | 33 | 17 | 8 | 8 | 57 | 38 | 19 | 59 |
| 5 | Göztepe | 33 | 14 | 13 | 6 | 42 | 29 | 13 | 55 |
| 6 | Rams Başakşehir | 33 | 15 | 9 | 9 | 56 | 34 | 22 | 54 |
| 7 | Samsunspor | 33 | 12 | 12 | 9 | 43 | 45 | -2 | 48 |
| 8 | Çaykur Rizespor | 33 | 10 | 10 | 13 | 44 | 50 | -6 | 40 |
| 9 | Tümosan Konyaspor | 33 | 10 | 10 | 13 | 42 | 48 | -6 | 40 |
| 10 | Corendon Alanyaspor | 33 | 7 | 16 | 10 | 40 | 39 | 1 | 37 |
| 11 | Kocaelispor | 33 | 9 | 10 | 14 | 26 | 37 | -11 | 37 |
| 12 | Gaziantep FK | 33 | 9 | 10 | 14 | 42 | 56 | -14 | 37 |
| 13 | ikas Eyüpspor | 33 | 8 | 8 | 17 | 30 | 45 | -15 | 32 |
| 14 | Kasımpaşa | 33 | 7 | 11 | 15 | 32 | 49 | -17 | 32 |
| 15 | Natura Dünyası Gençlerbirliği | 33 | 8 | 7 | 18 | 33 | 47 | -14 | 31 |
| 16 | Hesap.com Antalyaspor | 33 | 7 | 8 | 18 | 32 | 55 | -23 | 29 |
| 17 | Mısırlı.com.tr Fatih Karagümrük | 33 | 7 | 6 | 20 | 29 | 53 | -24 | 27 |
| 18 | Zecorner Kayserispor | 33 | 5 | 12 | 16 | 25 | 61 | -36 | 27 |
| 19 |

Künye
İletişim
Facebook
Twitter
RSS
Sitene Ekle
Günün Haberleri