Son Kale İzmir
  • Dolar
    5,7971
    Dolar
  • Euro
    6,4953
    Euro
  • Altın
    277,611
    Altın
  • Bist-100
    98.415,34
    Bist-100
  • ADANA
    17/28°
    ADANA
  • ANKARA
    9/22°
    ANKARA
  • ANTALYA
    15/28°
    ANTALYA
  • BURSA
    16/24°
    BURSA
  • ISTANBUL
    13/22°
    ISTANBUL
  • IZMIR
    17/24°
    IZMIR
  • KONYA
    9/22°
    KONYA
Facebook Twitter
ANA SAYFA GÜNCEL POLİTİKA YEREL YÖNETİMLER EKONOMİ SPOR MAGAZİN KÜLTÜR-SANAT TÜRKİYE DÜNYA GÜVENLİK
simya metal
ekipsan
O toplantı erken seçimin habercisi olur
O toplantı erken seçimin habercisi olur
Erdoğan: Afrika'da emperyalistlere izin vermeyeceğiz
Erdoğan: Afrika'da emperyalistlere izin vermeyeceğiz
Arınç'ın damadının FETÖ'den beraatine sürpriz tepki!
Arınç'ın damadının FETÖ'den beraatine sürpriz tepki!
İmamoğlu ziyarete geldi vatandaşlar belediyeye akın etti
İmamoğlu ziyarete geldi vatandaşlar belediyeye akın etti
ege yıldız sessiz boru
Kurtuluş Özgür Yıldız
Antik Çağlardan Almanya'ya
18 Eylül 2019 Çarşamba

Nasıl ki antik çağın filozofları gerçeğin yılmaz arayıcılarıysa, günümüzün medya sektörü de gerçeği ıskalatmak için vardır. Medya derken basın, sinema, televizyon, internet gibi çok geniş bir alana işaret edildiğini özellikle belirtmek gerek. O günle bugün arasındaki temel fark antik çağın filozoflarının güdümlenmesinin becerilememiş olmasıdır. Bu beceriksizlik aslında bu filozofların üstünlüğünden ziyade bu güdümlemeyi yapacak merkezi kurumların henüz bu beceriyi edinememiş olmasının sonucudur.
 
Her şey bir toz bulutuyken, yani sermaye sınıfı henüz toy ve devlet daha tam işlevsel değilken somut çıkarları dolaylı yoldan sağlamak ve güvence altına almak ortada yoktu. Olağan yaşamın ilerleyişi biraz da bizim kışlalardaki kesinlikteydi. Dolaylı bir anlatım yoktu ve yapılması ya da yapılmaması gereken dolaysız, gerekirse zorla dayatılıyordu. Zor zoru doğuruyor, kargaşa sonuçta çıkarlara zarar veriyordu. Bu tabloda din adamı kitlesinin ortaya çıkması çok normaldir. Olgusal bir çözümleme açısından bakarsak bu din adamları aslında toplumun ilk aydınlarıdır. Sonuçta çalma, öldürme gibi emirler, öğütler, tanrısal sözler malı ve zincirlerinden başka kaybedecek bir şeyi olmayanlara verilmekteydi.

Tabi din adamlarının işlevselliği sınırlıydı. Bu dünyada çalmanın kötü olduğu, çalmayana öte dünyada ne isterse sağlanacağı söyleniyordu ama bu durum her iki dünya için de arzu edilen nesnenin aynı olduğu gerçeğini değiştirmiyordu. Sonuçta din adamları o derece baskın hale geldiler ki onlara başkaldırı hareketleri ortaya çıktı, yani tanrısal korkular varlıksal yoksunluklara yenildi.
 
Malı canının yongası olanların bu uzun süreçlerde öğrenmeye hiç ara vermediği açık. Bu gerçekten yola çıkarak dinden bağışık aydınların daha iyi iş görebileceği anlamak biraz zaman aldı o kadar. Sistemin işleyişini çözümleyerek en zayıf yerine en öldürücü darbeyi indirerek onu değiştiremeye çalışan, tarihe adını devrimle kazımış kişiler, gruplar aynı zamanda yongacılar için de esin olmaktaydılar. Darbeyi indiren geniş kitlelere, iktidara sahip olan kesim kendi yararına çözümlemeler tıkıştırsa ne olurdu? Elbette kendileri için şahane olurdu.
 
Hırsızlar Kralı Robin Hood’un da papazı vardı, kendisine karşı savaştığı şerifin de! Din adamı canının istediği kesimin din adamı olabilir, o kesim yararına yorumlar, açıklamalar, yönlendirmeler yapabilirdi. Dahası, bir gün kafasına eserse gidip bir diğer kesimin papazlığına da soyunabilirdi. Bu aslında tamamen papazın keyfine kalmıştı. Aydın dediğimiz için de fark yoktu. Üretici sınıfların aydını olmakla sermayenin aydını olmak arasında bu seçimi yapacak kişi açısından bir kısıtlayıcılık olmazdı. Örneğin Can Dündar bir yere kadar TRT’de kamu için görev yaptı, sonra özel kanallarda ve gazetelerde mesleğini sürdürdü, sonra kendi şirketleri, sitesi eliyle çalışırken bir gün gitti Alman gazeteci olmayı yeğledi. Bu seçimleri bu kadar rahat yapabilmesi, bir aydın olarak ya da bir gazeteci olarak kişisel seçimlerinin ötesinde zorunlu bir aitliğinin olmamasıydı. Burada tuhaf olan tek şey TRT’de, özel kanalda, gazete, sitesinde ve Alman gazeteci olduğunda da onu takip eden bir kitlenin olmasıdır.
 
İşte sermaye bunu keşfetmişti. Bir aydın besle, doğru pazarla, iyi fiyattan sat ve Fareli Köyün Kavalcısı gibi peşine taktığı kitleleri istediğin gibi yönlendir. Böylece, yararına gerçek nasıl bir şeyse onu güzelce kurgula. Bunu kanıksatmak, TRT’de izlemeye başlayan adamın Türk ve Alman gazeteci arasındaki farkı göremeyecek kadar tarumar edilmesinde bir kahraman yaratarak onun kahramanlık gereği her bir aşamadan bir sonrakine geçtiğini açıklamak da zorunlu oluyor. Kahramanlık silsilesine ikna olan kitle sonunda bir Alman gazetecinin Almanya’dan kendisi hakkında kurduğu yargıları en doğru ve en gerçek yargılar sayar hale gelmektedir. Bu da, TRT’den beri emek emek kavalı takip eden farenin kahramanlığının parçasıdır.
 
Şimdi kavalın Holivud’tan nasıl üflendiğine ve peşine kimlerin takıldığına bakarak gerçekleri izlemeyi sürdürelim.
 
Gelecek hafta görüşmek ümidiyle. 

Yazdır   Önceki sayfa   Sayfa başına git  
YORUMLAR
 Onay bekleyen yorum yok.

Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.
Neleri kabul ediyorum: IP adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle paylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
 

Bu haber henüz yorumlanmamış...

FACEBOOK YORUM
Yorumlarınızı Facebook hesabınız üzerinden yapın hemen onaylansın...
folkart kampanya
YAZARLAR
ÇOK OKUNANLAR
PUAN DURUMU
FACEBOOK'TA SON KALE İZMİR
TWITTER'DA SON KALE İZMİR
ÇOK YORUMLANANLAR
ARŞİV
Son Kale İzmir
KünyeKünye Ä°letiÅŸimİletişim FacebookFacebook TwitterTwitter RSSRSS Sitene EkleSitene Ekle Günün HaberleriGünün Haberleri