Yenemediği İçin Üzülen Göztepe'yi özlemiştik!
Son Kale’de maç günü, hatta maçtan 7,5 saat önce kaleme aldığım yazının başlığı “Makus Talihini Kır Göztepe!” idi.

Nihayet
Evet, dün gece Göztepe, FB karşısında bulduğu gol pozisyonlarını hovardaca harcasa da rakibini değil ama makus talihini kırdı, yendi, diyebiliriz.
Neden diyebiliriz? Şunun için: 1)Göztepe, daha önce oynadığı 13 maçın 12’sinde ilk golü kalesinden gören takım olmuştu. Sadece Altay maçında ilk golü atmış ama yine de maçı kaybetmişti. FB karşısında da ikinci kez maçta ilk golü atan takım oldu. 2) Göztepe, evinde kaybederek boynu eğik ayrılıyordu sahadan bu sezon. Sadece Başakşehir’i yenebilmişti. Yenemiyorsan yenilmeyeceksin kendi evinde hiç olmazsa. Dün akşam bunu gerçekleştirdi; yenemese de yenilmedi ve evinde maç kaybetme serisine son verdi.
Maçın geneline baktığımızda Göztepe açısından şunları gördük: 1)Göztepe takım olarak iyi oynadı, azami yardımlaştı ve futbolcular sahada herşeyini verdi. Sorumluluk alan futbolcu sayısı çoğalınca FB gibİ bir rakibi bile Göztepe’nin ablukaya alabileceği görüldü. Hemen her futbolcu görevini yaptı. Halil’in mücadelesi olağanüstüydü. Nitekim iyice yorulup 83’te oyundan alındığında tribünlerdeki alkış fırtınası hakkını teslim etti. Bir de Jahoviç’in nefis asistini direğe nişanlamasa da ağlarla buluşturabilseydi skor 2-0’a gelip Göztepe maçı koparmış olacaktı. Bu pozisyon maçın kırılma anlarından ikincisiydi. Dönen topta da maalesef FB’nin golü geldi. Bu da futbolda var. Yapacak bir şey yok.

Göztepe’de Defans ve Orta Alan İyi İşler Yaptı
Kalede İrfan Can hatasız oynadı. İlk yarıda Mesut’un yerini bulan uzun pasını defansın duraksadığı anda doğru zamanlama ile çıkıp uzaklaştırması maçın kırılma anlarından birisiydi. Pereira bana göre yanlış bir tercihle İrfan’ı sağa, Mesut’u sola monte etmiş ve birbirinden uzaklaştırarak bir yerde El Maestro’nun işini kolaylaştırmıştı. El Maestro, İrfan’a Atakan’la öyle bir kilit vurdu ki bu kilit bence maça damgasını vuran bir tercihti. İrfan, Atakan’ın markajından bir defa kurtuldu onda da asistiyle Serdar Dursun’un kafasına adeta yapıştırdı topu ve gol geldi. Zaman zaman Mesut ve İrfan’ın yana yana geldiği anlarda FB, Göztepe kalesini sıkıştırdı. Onun dışında Serdar Dursun’un golü ve ceza sahası yayından yaptığı ve İrfan Can’ın iki hamlede aldığı bir de plasesi var. Onun dışında Göztepe’nin kalabalık tuttuğu orta sahası ve defansı FB’ye göz açtırmadı. Defans bir kez hata yaptı onda da Göztepe kalesinde golü gördü; İrfan’ın altı pasa çıkardığı kafa topunda iki uzun stoper Atınç ve Dino’dan biri Serdar Dursun ile eşleşse o top ağlara gitmezdi. Alan ve adam paylaşımına demek ki daha çok çalışmak gerek. İki bek Murat ve Berkan bu sezonki en iyi maçlarını oynadılar. Dino ve Atınç gol pozisyonu dışında özverili ve dikkatli defansıyla ve uzun toplarıyla yararlı oldular. Atınç’ın maçın başlarında kornere gidip attığı ve az farkla dışarı çıkan kafa ilk tehlikeli Göztepe atağıydı ve tribünleri heyecanlandırdı. Obinna her zamanki gibi “omurga” olarak dik durdu. Soner de iyiydi ama kaleye paralel giden şutunu 2 metre gerideki arkadaşlarına çıkarmalıydı, bencillik yaptı. Tijaniç uzun süre sonra ilk 11’de sahaya çıktı ve “ben bu takımda 11 oyuncusuyum” mesajını verdi. Göztepe özellikle ikinci yarıda topu ayağında tutabildiyse bunda onun rolü çoktu.

Jahoviç Yaptı Yapacağını!
Defans maç boyunca tek hata yapabilir, bu da futbolda var, o da golle sonuçlanabilir. Ancak sizin forvetleriniz o hatadan gelen gole karşılık verebilmeli. Onca üretilen pozisyondan üçte birini bile gole çeviremiyorsanız orada bir sorun var demektir. Var da zaten. Hep üzerinde durduğumuz durum; son vuruş kalitesinde sıkıntı var.Bu da bilhassa şutör oyuncuların, forvetin ekstra çalışması ile çözülecek bir sorun.
Burada yine de Jahoviç’e ayrı bir parantez açmalıyım. Çünkü maç günü kaleme aldığım yazıda El Maestro’ya önerim, önde tek forvet olarak onunla başlamasıydı. Hatta “tilki Jahoviç” diye yazdım! Golüne kare kare bakarsak neden “tilki” dediğim anlaşılacak: 1)Mesut’un riskli geri pasında FB defansının yaptığı el işaretini arkasından gördü ve o alana yöneldi. 2)Koreliye öyle bir beşlik attı ki tereyağından kıl çekti adeta! 3)Beşlikten sonra belini kırarak 20 milyon euro’luk Korelinin yanından bir sıyrılışı vardı ki 35’lik tilkinin inanılır gibi değil! 4) Ve o çabuk götürüş ve nefis plase…
Bu gole şapka çıkarılır ve futbol okullarında santrafor adaylarına ders olarak gösterilir. (Jahoviç, ilk yarıda altı pasta vurduğu kafayı kalecinin üzerine değil de ölü bir yere vurabilseydi keşke…)
El Maestro’nun Katkısı Hissedildi
Göztepe’de El Maestro rakibini iyi analiz etmiş. Atakan-İrfan eşleşmesinin doğru bir tercih olduğunu gördük. Artık kenardan oyun akışı içindeki müdahaleleri de kendisini gösteriyor. Takımı maça çok iyi hazırlamış ve çok sayıda oyuncunun sorumluluk almasını istemiş. Bunu da sahada gördük. Sahaya çıkardığı 11 “yenemesek de yenilmeyelim” 11’ydi ve nitekim öyle de oldu. Kontratak takımı olan Göztepe’yi FB karşısında çok iyi kontratak oynattı. Yaptığı değişiklikler de yerindeydi. İyice yorulan Jahoviç ve Halil’i taze kanlarla değiştirmesi takımı son anlarda diri tutmak açısından çok yerindeydi. 88’de Novak’ın ikinci sarı kartıyla 10 kişi kalan FB’de Pereira’nın Mesut’u dışarı alıp yerine stoper Szalai’yi alması Göztepe karşısında nasıl bir acze düştüğünün göstergesiydi.
Şimdi El Maestro’nun takımı gevşetmeden yürümesi ve üzerine koyması şart. Göztepe’nin El Maestro dönemindeki 10 maçta 9 puan ortalaması düşük. Bu ortalamanın takımın kümede kalma sıkıntısı yaşamaması için 1,4’e çıkması gerekiyor. 38 maçta 44 puan Göztepe’yi kurtarabilir. 47-48 puan ise tehlike bölgesinin biraz üzerinde ligi tamamlatır. Bu bağlamda evdeki Gaziantep FK maçından 3 puanla ayrılacak bir Göztepe kaçınılmaz. Artık şeytanın bacağını kırmak şart.
Mete Kalkavan’a Bir Çift Sözüm Var!
Maçın hakemi Mete Kalkavan özellikle ikinci yarıda FB’li oyuncuların aşırı sertlikle oyunu çirkinleştirmesine göz yumdu! Diyeceksiniz ki “Biri ikincide kızaran dört sarı kart gösterdi, daha ne yapsın?” Aynı sertliği Göztepeli oyuncular yapsa maç boyunca, o sarı kartlardan birisi eminim ki direkt kırmızı olur, Kalkavan’dan aynı hoşgörüyü görmezdi! Hakemler artık ‘Üç Büyük’ etkisinden çıkmalı. Diğer takımlar hem hakemi hem de rakibi mi yenmek zorundalar maç kazanmak için?
Kalkavan, çağırıp FB kaptanını çok etkili olarak genel anlamda uyarmalı sistematik sertliği fark ettiğinde ve “Yakarım canınızı böyle giderse…” demeliydi. Oysa her aşırı faule lokal baktı, fotoğrafın bütününü görmek istemedi.

Harikasın 12. Oyuncu!
Göztepe’nin dünkü puanında tribündeki taraftarın rolü de yadsınamaz. Sezonun en dolu tribününden gelen muhteşem destek önemliydi. “12. Oyuncu” -adam demiyorum, çünkü tribünde kadınlar da vardı- rolünü oynadı. Sosyal medyadaki sözde klavye kahramanlarına bakıyorum, bir de tribünlere ve diyorum ki “İşte tribün, işte taraftar!”. Nitekim bu taraftar maç sonunda da takımını bağrına bastı mücadelelerini, galip gelemeseler de arma için varlarını yoklarını ortaya koymalarını dakikalarca alkışladı.

Sepil ve Koç
Bir paragraf da iki başkana açmadan olmaz. Dün maçtan önce FB otobüsü stada gelirken yolda anladığım kadarıyla otobüse kendini bilmez birkaç kişi tarafından taş atılmış, otobüsün bir camında hafif hasar oluşmuş. Bunlara hiç gerek yok, zaten Göztepe taraftarı tribünde yaapr yapacağını. Rakibi ıslıklarıyla oynatmaz, takımını 90 dakika destekler.
Maçın devre arasında Göztepe Başkanı Mehmet Sepil, konuk FB’ye protokolde ayrılan yere geldi ve FB Başkanı Ali Koç’a sarıldı. İkili devre arası boyunca samimiyetle sohbet etti. Ben de dedim ki Ali Koç’a; iki başkanı işaret ederek; “Bu ikili Türk futbolu için bir şans..” Evet, inanarak kurdum bu cümleyi; böyle sağlıklı figürlerin futbolda çoğalması gerekiyor.
