CHP’li Türeli’den otoyol ve köprü özelleştirmesine tepki: Yumurtlayan tavuğu kesmektir
CHP İzmir Milletvekili Rahmi Aşkın Türeli, iki Boğaz köprüsü, 8 otoyol ve 2 çevre yolunun 30 yıllığına özelleştirilmesi planına tepki göstererek, satışlardan 2026-2029 döneminde toplam 12 milyar dolar gelir hedeflendiğini belirtti. Türeli, “Bunun adı yumurtlayan tavuğu kesmektir” dedi
- | Son Kale İzmir
CHP İzmir Milletvekili Rahmi Aşkın Türeli, 2027 yılı bütçesine ilişkin yaptığı basın açıklamasında Türkiye ekonomisinin yapısal sorunlarının çözülmediğini belirterek iktidarın ekonomi politikalarını eleştirdi. Bütçe açıkları, faiz giderleri, vergi yükü, artan yoksulluk ve sanayide yaşanan sorunlara dikkat çeken Türeli, kamu-özel işbirliği projeleri ile köprü ve otoyolların özelleştirilmesi planlarına da tepki gösterdi.
Bütçe, kaynakların tahsisi demektir. Kimlerden vergi alıyorsunuz, bu vergileri nereye harcıyorsunuz? Bunların hepsi siyasi tercihlerdir.Bu nedenle bütçedeki sıkıntı, bir anlamda bütçe sefaleti, açık ve net biçimde ortaya çıkıyor. AKP 24 yıldır iktidarda. Bu 24 yılda 5 kalkınma planı, 21 orta vadeli program hazırlandı ve şimdi 24. bütçeyi görüşüyoruz. Peki bu 24 yıla baktığımızda Türkiye'nin temel, yapısal sorunları çözülmüş mü? Hayır, ne yazık ki çözülmemiş.
Tasarruf ve dış kaynak bağımlılığı: Yurt içi tasarruflar yetersiz. Tasarruf-yatırım dengesinde açık verdiğimiz için her sene dış tasarruf, yani dışarıdan kaynak transferi kullanıyoruz. Ülkenin büyümesi için dış tasarrufa ihtiyaç var. Ekonominin büyüdüğü yıllarda bu ihtiyaç daha da artıyor. Bu da cari işlemler açığı demek.
Üretim ve ihracat yapısı: Özellikle ara malı ithalatına olan bağımlılık çözülmedi. Her planda bunu söylüyorsunuz. Orta vadeli programlarda öncelikli dönüşüm programları hazırlanıyor, ama ortada bir şey yok. Hâlâ müthiş bir cari işlemler açığı sorunu var. Dış borç stoku kartopu gibi büyüyor.
İşgücü piyasası: Sorunlar devam ediyor. İş gücüne katılım oranları hâlâ çok düşük, %52-53 düzeyinde. İstihdam ortalaması ise %70'lerin üzerinde. İşsizlik oranları yüksek. %7,5-8 rakamlarını söylüyorsunuz, ama doğrusu geniş tanımlı işsizliktir. Geniş tanımlı işsizlik, insan gücünün ne kadar kullanıldığını, çalışma çağındaki nüfusun ne kadarının iş gücüne ve istihdam piyasasına katıldığını gösterir. Atıl iş gücüne baktığımızda oran %30'ların üzerinde. Türkiye'de 3 milyon değil, 10 milyon işsiz var. Yüksek kayıt dışılık devam ediyor. Ekonominin dörtte biri kayıt dışı. Sendikalaşma oranları düşük, ücret seviyesi düşük, emeğin niteliği düşük. Verimlilikle ücret arasındaki bağ kopmuş, hiçbir bağ yok. İş kazaları da o kadar ağır ki artık onlara iş kazası demiyoruz, iş cinayeti diyoruz.
Kamu kesimi dengeleri: Her sene arka arkaya bütçe açıkları veriyoruz. Vergi yapısında hiçbir değişiklik yok. Vergi yapısı dolaylı vergilere dayanmaya devam ediyor; oran %65-70. Çalışanlar üzerindeki vergi yükü çok yüksek. Vazgeçilen vergileri, istisna, muafiyet ve indirimleri ifade eden vergi harcamaları ise bütçe açıklarını geçmiş durumda. Kamu-özel işbirliği modeli tam bir kara delik; bu sene 1 trilyonun üzerinde, önümüzdeki 3 yıl için de benzer bir tahmin var.
Sosyal harcamalar ve tarım: Sosyal harcamalar yetersiz, tarımsal destekler yetersiz. İstediğiniz kadar tarımsal yatırımları, tarımsal kredileri, sübvansiyonları ekleyin, hepsini toplayın. Gene de tarım kesiminin ne kadar sahipsiz olduğunu görüyoruz.
Sanayi: Ekonominin lokomotif sektörü olan sanayide, özellikle imalat sanayinde, hem katma değerdeki pay düşük hem teknoloji yoğunluğu düşük. Yüksek, orta-yüksek, orta-düşük ve düşük teknolojili olarak dörtlü bir ayrımla baktığımızda, üretimde düşük ve orta-düşük teknolojili sektörlerin payı %70. İhracatta bu pay %57 seviyesinde. Bu rakamlarla Türkiye nasıl rekabet edecek? Sanayinin milli gelir içindeki payında da son dönemde müthiş bir azalma var. Yani sanayisizleşmenin olduğu bir yapıdayız.
Bütün bunlara çare olsun diye kalkınma planları hazırlanıyor, orta vadeli programlar hazırlanıyor, bütçe de ona göre hazırlanıyor. Sunuşunuza baktım. İkinci sayfada "Kalkınma planı ve orta vadeli programla uyumlu hazırlanan bütçemiz" diyor. Kalkınma planı ile orta vadeli program arasında bir uyum var mı? Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcısı, hiçbir uyum yok. Komisyon üyesiyken 2 sene kadar önce size bunu satır satır anlatmıştım. Bunları iki ayrı kurum, iki ayrı kişi hazırlamış. Şimdi rakamları vereceğim. Orta vadeli programlar arasında uyum var mı? Hayır. Her sene bir önceki orta vadeli programla karşılaştırdığımızda o kadar yüksek sapmalar var ki içine aynı şeyleri yazmanız bir şey ifade etmiyor.
Politikaları sıralamanın bir önemi yok. Önemli olan onları gerçekten hayata geçirebilmek, gerekli kaynağı aktarmak ve performansını ölçebilmek. İstediğiniz kadar söyleyin. 10. Kalkınma Planı'nda (2014-18) 25 öncelikli dönüşüm programı vardı. Hangisi gerçekleşti? Bir tane, belki iki tanesi. Ortada bir şey yok. İstanbul finans merkezidir. Ekonomiyi bu şekilde dönüştürmek mümkün değil. Kalkınma planlarının mevzuatımız içinde hiçbir etkisi kalmamış.
Büyüme: Kalkınma planının son yılı 2028'di, orta vadeli program ise artık 2029'a kadar gidiyor. Kalkınma planında büyüme ortalaması %5'ti. Aynı yılları orta vadeli programda alt alta koyduğumuzda %3,5 seviyesinde. Muhtemelen büyüme hızı bu sene daha da düşecek. Orta vadeli programdaki büyüme patikası son derece gerçek dışı.
Sanayi: Kalkınma planında 2028'de sanayinin milli gelirdeki payı %26,9 olacaktı. Orta vadeli programda bu pay %18,6. 2026'nın 2. çeyrek rakamı da böyle. Sanayide anormal bir düşüş var.
Tasarruf: Planda yurtiçi tasarruf oranı %32,4'tü. Orta vadeli programda %30,5.
Cari açık: Planda cari açık tahmininiz 2,8 milyar dolardı. Cari açık sorununu çözecektiniz. Çözdünüz mü? Hayır. Orta vadeli programdan söylüyorum, 2028 yılı için şu anda, 37 milyar dolar nerede? Bunlar ufak sapmalar değil. Bunlar, hazırlanan perspektifin ve varsayım setinin ne kadar ciddiyetten uzak olduğunu, arkasındaki hedeflerin de gerçekleşmediğini gösteriyor.
İstihdam: Planda 5 yıllık istihdam artışı 5 milyon kişi olarak öngörülmüş; tam söyleyeyim, 4 milyon 984 bin kişi. Aynı dönem olan 2024-28 için orta vadeli programdaki istihdam artışı 2 milyon 300 bin kişi. Nasıl oldu? 5 milyon nerede, 2 milyon 300 bin kişi nerede? Neden istihdam artmıyor?
Enflasyon: Kalkınma planında 2028 yılı için %4,7 diyordunuz. Şimdi 2028 için %13,5 diyorsunuz. %13,5'ta olma şansını da mümkün görmüyoruz.
Milli gelir: Bir tek başarı var: Milli gelir rakamlarıyla övünüyorsunuz. Kişi başına milli gelir şu kadar arttı diyorsunuz. Bu normal değil mi? Bu matematiksel bir hesaplama. Türk lirası cinsinden milli geliri hesaplıyorsunuz, onu dolara bölüyorsunuz, dolar cinsinden ifade ediyorsunuz. Dolar kuru bu şekilde baskı altında tutulursa her sene milli gelir artar. Dolar kurunda ciddi bir sıçrama olsa, milli geliriniz aşağı doğru inecektir.
Elbette bunlar belli varsayımlar altında hazırlanıyor. Hepsinin birebir tutması önemli değil, ama hazırlanan çerçevenin kendi içinde bir gerçekliği olması, ekonomideki gerçekliğe uyması lazım. Çünkü bu dokümanlarla ekonomideki karar alıcılara bir vizyon, bir perspektif koyuyoruz. Bunlar gerçekçi değilse hane halkları ve şirketler neye göre karar verecek?
2021 Eylül sonrası: Cumhurbaşkanı'nın "faiz sebep, enflasyon sonuç" tezi dönemi. Merkez Bankası politika faizi %19, enflasyon %19,25, dolar kuru 8,30 TL idi. 4 ay içinde faizi %19'dan %8,5'e indiriyorsunuz. Ne oluyor? 8,30 TL olan dolar kuru 18,30 TL oluyor. %19 olan enflasyon %35 oluyor, sonra %85'lere kadar çıkıyor. Çok ciddi bir kriz yaşanıyor. Arkasından kur korumalı mevduat sistemi geliyor. Bütün bankalar kâr ederken, bankaların bankası olan Merkez Bankası 2 yılda 1,5 trilyon zarar ediyor.
2023 Mayıs sonrası: Seçimden sonra, geçmişte de bu görevleri yapmış, hem Hazine hem Maliye Bakanlığı hem de Başbakan Yardımcılığı yapmış olan Hazine ve Maliye Bakanı şöyle diyor: "Artık Türkiye'nin irrasyonel politikalara tahammülü yok." Rasyonel politikalara geçeceğiz, enflasyonu düşüreceğiz, dezenflasyon politikası uygulayacağız. İyi, neye dayanıyor? İki temel unsuru var. Birincisi, talebi kısıcı politikalar: hane halklarının harcamalarını, ekonomi içindeki talebi kısarak talep enflasyonundan gelen etkiyi bertaraf etmek. İkincisi, maliyet enflasyonundan gelen etkiyi bertaraf etmek. Nasıl yapacak? Yüksek faizle döviz girişi olacak, dövizin girişi dövizin fiyatını artırmayacak, böylece kur-enflasyon geçişkenliği sorunu engellenecek.
Bakın, bu istikrar programının üzerinden 3,5 yıl geçti. Ortada çok büyük bir başarısızlık, bir fiyasko var. Bir dezenflasyon politikasının sonuç vermesi bir yıl, bir buçuk yıl alır. Sonuçta enflasyon düştü mü? Tabii düştü. Haziran 2023'te %38,21'di; yaklaşık 3,5 yıl sonra %29,73, yani %30'un altına düşmüş. 8,5 puanlık bir azalış. Peki bunun faturasını kim çekti? Bu ülkede yaşayan milyonlarca insan: sabit gelirli, işçi, memur, emekli, çiftçi, esnaf, KOBİ. O dönemin Hazine ve Maliye Bakanı, çalışanlar için bölüşüm ilişkilerinin bozulmasıyla ilgili şöyle diyordu: "Biraz dişinizi sıkın, enflasyon tek haneye düşünce durumunuz iyileşecek." Enflasyon tek haneye düştü mü? Düşmedi.
Geçen yılki orta vadeli programda 2026 yılı enflasyon tahmini %16'ydı. Bu yılki programda %28,4'e çıkarıldı. Muhtemelen %30'un üzerine çıkacak. Neden? Çünkü enflasyon böyle düşürülmez. Enflasyona ilişkin tespit yanlış. Sadece talep unsurları üzerinden giderseniz, enflasyonun nedenini ücret ve maaşlardaki artış olarak görürseniz yanılırsınız. Türkiye'deki enflasyonun temel özelliği, ki bununla ilgili makaleler de var, kâr itişli enflasyon olmasıdır. Karların öncülük ettiği bir enflasyon süreci yaşandı. Ekonomideki eksik rekabetçi yapılar, yani tekelci ve oligopolist yapılar da bunu destekliyor. Gıda ve konut fiyatları bir türlü düşürülemedi.
Sonuçta bugün asgari ücret açlık sınırının altında. 5 milyon emekli, en düşük emekli maaşı olan 23.552 lirayı alıyor. Hem gelir dağılımı bozuldu hem yoksulluk yaygınlaştı ve derinleşti. En düşük ve en yüksek %5'lik dilimlere baktığımızda gelir dağılımında 23 kat fark var. Türkiye'deki nüfusun %1'i servetin %40'ına sahip. Ne olacak o zaman, ne yapacağız, nasıl dönüştüreceğiz?
Bölüşüm ilişkilerindeki bozulma aynı zamanda reel sektöre de yansıdı. Büyüme hızı düşüyor; büyüme gene %3-3,5-3,8 seviyelerinde. Sanayi sektörü, biraz önce rakamları verdim, ciddi krizde. Teknoloji yoğunluğu artmıyor. İmalat sanayi kapasite kullanım oranı yerinde sayıyor. Finansman maliyeti yüksek. Tarım sektöründe girdi maliyeti yüksek. KOBİ'lerde kriz büyük, kriz sanayiye de yansıdı. Ortada hem bölüşümü hem üretimi ciddi anlamda sıkıntıya sokan bir istikrar programı var ve bir başarı yok, büyük bir başarısızlık var. Dokümanlarınızda bunları görmüyorum. Bir şeyleri dış dinamiklerle açıklamaya çalışmanın anlamı yok. Bir şeyleri yanlış yapıyorsunuz ve o yanlışı düzeltmek gerekiyor.
Sadece yapısal sorunlar çözülmemiş değil; programlarla Türkiye ciddi bir vizyon, bir perspektif de kazanamamış. Bir taraftan da bir fon krizi, bir fon soygunu yaşandı. 455.758 tekil kişi deniyor, 840 milyar lira. Geçen hafta boyunca bunu Meclis'te, Genel Kurul'da konuştuk ve o zaman da söyledik: Bu, sermaye piyasası açısından çok büyük bir krizdir. Bunun için Meclis Araştırma Komisyonu kurulmak zorundadır. İktidarıyla muhalefetiyle bir komisyon kurulsun. Sadece bu kanunla bu sorunu çözemezsiniz; siz de çözemeyeceğinizi biliyorsunuz. Bunu enine boyuna inceleyelim. Bu konudaki sorumlular kim? Hepsi gelsin Meclis Araştırma Komisyonu'na, görüşlerini alalım, gerekirse ifadelerini alalım. Bundan sonra böyle bir krizin yaşanmamasını sağlayalım.
Bütün bu hikâye aslında bize Türkiye'deki kurumların nasıl bir tasfiye içinde olduğunu, bürokrasinin nasıl çöktüğünü gösteriyor. Biz bunu hep söylüyorduk. Artık DPT yok. DPT gibi çalışan kurumlar var ama Devlet Planlama Teşkilatı yok; uzmanlığa dayalı yatay hiyerarşinin olduğu, kurumsal hafızanın oluştuğu kurum yok. Devlet Personel Başkanlığı yok. TÜİK, ülkenin istatistiklerini üreten kuruluş, son derece itibarsız bir kuruluş hâline geldi. Kimse verilerine inanmıyor.
Merkez Bankası'nın kanunla kendisine verilmiş görevi Türk lirasının istikrarını ve değerini korumaktır. 2021 Eylül ayında bu kurumun görevini nasıl bir talimat addettiğini, faizleri indirdiğini ve Türkiye'yi nasıl bir krizin, yüksek enflasyon sürecinin içine soktuğunu görüyoruz. En son sermaye piyasasında da müthiş bir çöküş yaşandı. Sermaye Piyasası Kurulu o kadar parlak bir kurumdu ki Ben Mülkiye'de öğrenciyken hocamız Prof. Dr. İsmail Türk ilk başkanıydı. 82'de son derece ciddi iddialarla kuruldu, 85'te de İstanbul Menkul Kıymetler Borsası kuruldu. Ama bugün geldiğimizde ortada bir şey kalmamış.
Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemiyle birlikte bütün sistemin içinde adeta ikinci, paralel bir yapı oluştu: Cumhurbaşkanlığına bağlı politika kurulları, ne iş yaptığı bilinmeyen başkanlıklar, ofisler… Bürokrasideki çöküş ciddi bir çöküştür.
Bu aynı zamanda siyasal sistemde demokrasiden uzaklaşmanın, otoriterleşmenin, kuvvetler ayrılığının olmamasının, hukuk devleti ilkesinin ve bağımsız, tarafsız yargının ortadan kalkmasının da göstergesidir. Temel hak ve özgürlükler her gün kısıtlanıyor. Anayasal hak olan toplantı ve gösteri yürüyüşü hakları bile özgürce kullanılamıyor, sürekli sınırlamalar getiriliyor. Basın özgürlüğünün kâğıt üzerinde kaldığı bir Türkiye'nin içindeyiz. Bakın, sadece ekonomi konuşmuyoruz; ekonomiyi, sosyal hayatı, siyasal sistemi, idari sistemi konuşuyoruz. Hepsine birlikte baktığımızda çok ciddi bir sorun görünüyor.
2027 yılı bütçesi, faiz bütçesi: Bu bir faiz bütçesi. Faizlerin gittikçe arttığını görüyoruz. Faiz giderleri bütçe açığının üstünde. Aynı zamanda vergi gelirlerinin neredeyse beşte biri, yani %20'si faize gidiyor.
Vergi harcamaları: Vergi harcamaları anormal rakamlarda. 2026'da bütçe açığı 2,6 trilyon lira, vergi harcaması, yani vazgeçilen vergiler, 3,6 trilyon lira. Bu rakamlar muhtemelen daha yüksek olacak; henüz açıklanmadı. 2027'de bütçe açığı 3 trilyon 868,8 milyar lira, vergi harcaması 4 trilyon 879 milyar lira. Elbette gerektiği zaman belli istisnalar, belli muafiyetler sağlarsınız. Devletin görevi sadece vergi toplamak değil, belli faaliyetleri teşvik etmek de. Ama yıllardır her planda, programda, her dokümanda "Vergi harcamaları etkinlik açısından gözden geçirilecek, daraltılacak" diye yazmıyor muyuz? Nerede? Gittikçe genişliyor. Burada sermaye kesimine ciddi bir transfer var.
Kamu-özel işbirliği projeleri: 2027'de 296 milyar 800 milyon lira; 2027-28-29 toplamı 1 trilyon 33 milyar lira.
Özelleştirme gelirleri: İki Boğaz Köprüsü, 8 otoyol ve 2 çevre yolu 30 yıllığına özelleştirilecek. Çok yüksek rakamlar da bütçeye girmiş: 2026'da 107,3 milyar, 2027'de 183 milyar, 2028'de 163,5 milyar, 2029'da 143 milyar lira; toplam 12 milyar dolar. Neden? Bunlar zamanında yapılmış, maliyetleri karşılanmış, devlete belli bir gelirin geldiği, insanların da makul, düşük bir ücretle yararlandığı yapılar. Ama şimdi bunlar satılacak. Önümüzdeki dönemde hepsini göreceğiz. Geçiş ücretleri de anormal derecelerde artacak.
Bunun adı yumurtlayan tavuğu kesmektir. Gelecekte elde edeceğiniz gelirleri bugüne taşıyorsunuz. Neden? Çünkü bütçede sıkıntınız var.



YORUMLAR
Yorum Yap