folkart, orion,

Köklerimiz

Türk edebiyatı çok olmasa da kentlerde dolaşmış, aynı kentin farklı zamanlarına da temas etmiştir. Üç İstanbul, Beş Şehir, Ağrı Dağı Efsanesi, Kaçak ve daha nice eser bizi kendi dünyamızda yollara düşürmüştür. Üç büyük kentin yazarı olma vasfıysa sanırım tek bir edebiyatçımıza aittir.

İzmir’de müjganla ağlaşan, Ankara’da ‘Tutunamayanlar’ romanına ret veren, İstanbul’da Divan’a kurulan kıymetli şairimiz, romancımız, senaristimiz Attila İlhan bu üç kenti de derinlemesine solumuş, yaşamış, kendini katmış bir addır. Her ne kadar bu üç il de büyük edebiyatçımıza vefa göstermese, bir park ya da sokağa adını layık görmese de Türk edebiyatının bir köşesinde adı parlamayı sürdürecektir.

Radyoda katıldığı bir programda Nevzad Atlığ “Nasıl ki Selimiye Camine baktığınızda taş değil ama Mimar Sinan’ın muhteşem eserini görüyorsanız Itri de işte öyle eserler bırakmıştır” der. Attila İlhan, Itri’nin bestelediği Selimiyeyi duyan, duyuran yazardır. Diğer yanda İttihatçıların öksürüğünü de gene o bilir. Atatürk’ten nasıl bahsedilmesi gerektiğine en çok kafa yoran, halkımızın sevgisinden kaynaklı rahatlığını inceltmeye uğraşan ve ‘Gazi Paşa’ diyerek anmanın doğruluğunu da gene kendisi halkımızın bilgisine sunmuştur.

Nazım Hikmet okuyarak sosyalizme kaymasıyla birlikte başına gelenlere karşın ne Nazım Hikmet’i ne sosyalizmi bırakır. Ancak Nazım Hikmet’ten ağrı aldığı Kemalist emperyalizm karşıtı çizgiyi hiç bırakmaz. Bu çizgiyi de en çok Paris’te geçirdiği, dünyanın dört yanından insan manzaralarını romanları aracılığıyla belleklerimize taşıdığı yıllarda perçinler. Bugün de Batı ve Doğu arasında kültürel bir gerilimmişçesine yansıtılan emperyalizme karşı egemenliği, emperyalizmin üreticisi ve korumasında bir yerde gözleyip çözümleyerek Cumhuriyet Devrimini yeniden keşfeder adeta. Osmanlı’ya bir meczuplukla değil de tarihsel bir olgu, kültürel bir birikim olarak sağlıklı bakışı tarihçilerimiz dışında geliştiren ilk aydınlarımız arasında yer alır.

****

Köke inmek, aslında birleştirmenin bir yoludur. Aydın kimliği, yüksek idrak düzeyi Şeyh Saidin, Saidi Nursinin, Seyit Rızanın ne mal olduğunu kavrar kavramaz bunların güncel mamullerinin yine pazara arz edildiğini anlamıştır. Atatürk Devriminin öncesine atıfta bulunan etnik ya da dinsel gericiliği, bu gericiliğe alan kazanmak için emperyalizmle iş tutmayı asla hoş görmez. O nedenle temas ettiği Hacı Arif Bey’in bestelediği Namık Kemal’in “Olmaz İlaç Sine-i Sad Pâreme” adlı eserin Gazi Paşa’nın en sevdiği eserler arasında olduğunu, Hacı Arif Bey’in makam ve usullerde gerçekleştirdiği yeniliklerin aslında Türk müziği açısından devrim niteliğinde olduğunu kulaklarımıza fısıldar. Birliğin temeli olarak işaret ettiği toprak altına Namık Kemal, Mithat Paşa, Talat Paşa gibi devrimci kişilikleri koyar. Osmanlı sultanlarında ya da şeyhlerinde, feodal beylerinde halkı birleştirecek bir öz olmadığını ilan eder.

Seksen bir kentin, belki de Doğu'nun bütün mazlum milletlerinin Son Kale’sinde yazarlarımızla, şairlerimizle, bilim insanlarımızla zamanın enlem ve boylamlarında dolaşmak için yola Attila İlhan ile çıktık. Üç kentin vefasızlığına karşın köşemizin adı ‘Zaman İçinde Yolculuk’ oldu.

Yolumuz uzun ve heyecan vericidir.