Heyecanlanmıştım… Hemen işe koyuldum… Gazete arşivlerinde, çeşitli yayınlar üzerideki araştırmaların ardından sıra, Altay’ın canlı tarihine gelmişti… Hayatta olan tüm başkanlar ve kaptanlardan İzmir’in siyah-beyazını anlatmalarını isteyecektim… Yakından tanıdığım ve çok sevdiğim Ayhan ağabey de Altay’ın Türk Futbolu’na armağan ettiği önemli yıldızlardan biriydi ama Ayfer Elmastaşoğlu ismi siyah-beyazlı camia için bir futbolcudan, bir kaptandan çok daha fazlasıydı… Ayfer Ağabey’e belgesel projemizi anlatıp, röportaj istediğimizde çok mutlu olmuştu… Nasıl olmasın, hayatını adadığı Büyük Altay’ı herkese anlatacaktı… Urla’daki evinde kameranın karşısına geçtiğinde gözleri ışıl ışıldı… “Altay bizim için bir hayat ifadesi… Elmastaşoğlu ailesi, Altay ile doğdu, Altay ile büyüdü, Altay ile de ölecek… Biz dört kardeşiz ve hepimiz Altaylı doğduk… Nail abim, Enver abim, Ayhan ve ben, hepimiz Altay’ın içinde büyüdük. Formasını taşıdık… O kulübün içinde büyüdük… Hayatımızdı bizim Altay… İçinde Altay’ın geçmediği bir sohbetimiz olmadı” diyerek başladı söze… Bu cümle bile O’nun ve soyadını taşıdığı ailenin siyah-beyaz sevgisini anlatmaya yeterdi. Ama Ayfer kaptanın kulüp sevgisine, forma aşkına dair söyleyeceği şeyler vardı. Futbolda bugün, sadece maddiyatı ön plana koyan profesyonellik anlayışına sitem ediyor, formaya, armaya renk aşkıyla bağlanmanın ne denli önemli olduğunu şu sözlerle anlatıyordu; (Haluk Güney'in yazısı...)
Tabii ki röportaj listesinin en başında Elmastaşoğlu kardeşler vardı… Ayfer ve Ayhan Elmastaşoğlu…
“Eskiden profesyonellikte bile amatör ruh vardı… Takım sevgisi vardı. Forma aşkı vardı. O giydiğin formanın hakkını verebilme düşüncesi vardı… Şimdi daha farklı, insanlar daha büyük paralar kazanıyorlar. Profesyonel olarak hayatlarını devam ettiriyorlar, ama bizim profesyonelliğimiz bile amatördü. O formanın hakkını verebilmek, onu yaşayabilmek farklı birşeydi…”
Gönlünü Altay’a, yıllarını futbola veren Ayfer Elmastaşoğlu, o günkü röportajda, Türk Futbolu’nun durumunu şu sözlerle çok güzel özetlemişti:
“Eskiden yöneticiler kulübün ayakta kalması için her şeyi yaparlardı. Ama bir şeyi eksik bıraktılar. Kulübün büyümesi, daha geniş tabana yayılması, şampiyonluklar yaşaması… Tabii maddi imkansızlıklar vardı… Çünkü İstanbul ile yarışamıyorsunuz…”
Söz anılara geldiğinde ise gözleri dolmuştu Ayfer Elmastaşoğlu’nun… “Biz futbolcuyken çok şey çektik… Ama mutluyduk…” diye başladı anlatmaya… Takım kaptanıyken malzeme taşıdığını, merhum Bayram Dinsel ile birlikte Bursa’da takımı sahaya çıkarabilmek için bir gece önceden formaları yıkadığını, hüzünle ama büyük bir gururla söylüyordu…
“Bu sevgi işi, seviyorsan bir şeyi onu ayakta tutabilmek için elinden ne geliyorsa yapacaksın… Hiç düşünmeden” diye devam ederken, adeta yeni nesle “ne yaparsan yap, aşk ile yap” mesajını veriyordu…
Hüzünlü anıların yanında, Altay’a ilişkin gülümseten anıları da vardı elbette Ayfer Kaptan’ın… Onlardan birini İstanbul deplasmanına giderken yaşadığını anlatınken, gülümseyordu:
“İstanbul deplasmanına o zamanlar Bandırma’ya kadar trenle gidiyoruz. Oradan vapur ile devam ediyoruz. Ancak trenden inişte, vapur bileti almak sıkıntılı. Kuyruk oluyor. Bunu yaşamamak için kafile başkanı takım kaptanı olarak bana, tren durur durmaz koşarak gişeye gidip, bilet alma görevini verdi. Bandırma’da gara yaklaştığımızda tren durunca ben görev bilinciyle hemen indim. Ama bir baktım ki, tren makasta durmuş. Daha gara yaklaşık 1 kilometre var… O mesafeyi trenin yanında koşarak gittim ve tren durduğunda ben gişedeydim…”
Bu anı Ayfer Kaptan’ın Altay sevgisinin yanı sıra, tam bir görev adamı olduğunun yansımasıydı… Bir Avrupa Kupası maçı öncesi, boş sözleşmeye imza atması, ardından tüm takımın O’nu izlemesiyle, siyah-beyazlı ekibin o önemli maça çıkmasına öncülük etmiş olması, Ayfer Elmastaşoğlu’nun üstün karakterini ve liderlik vasfını da ortaya koyuyordu…
Altay sevgisiyle doğduğunu söyleyen Ayfer Kaptan, Altay sevgisiyle yaşama veda etti… Ne yazık ki; siyah-beyazlı kulübün yaşadığı sıkıntılı günler, O’nun yaşamındaki son günlerindeki en büyük üzüntüsüydü…
Ayfer kaptan belki bu dünyadan göçtü gitti… Ancak, gönlündeki siyah-beyaz sevgisiyle Altay’da bıraktığı izler, asla silinmeyecek… O’nun yaşamındaki kesitler, futbolun sadece futbol olmadığını ve Altay’ın büyüklüğünü nesilden nesile taşıyacak.
O’nu dualarla uğurlarken ümidimiz, Büyük Altay’ın adına yakışır şaşaalı günlerine dömesi ve Afyer kaptanın bu yükselişi cennetten izlemesi…
Ruhun şad olsun Ayfer Ağabey… Işıklarda uyu büyük kaptan… Altay camiası seni asla unutmayacak…