Suyun diplomasiye dönüştüğü yer: Alman Çeşmesi
Hüsnü Çelebi

Tarih bazen bir savaş meydanında, bazen bir sarayda, bazen de bir çeşmenin gölgesinde saklıdır. İstanbul'un en önemli tarihi meydanlarından biri olan Sultanahmet'teki Alman Çeşmesi de böyledir. İlk bakışta zarif bir anıt çeşme gibi görünse de, aslında Osmanlı Devleti ile Alman İmparatorluğu arasında gelişen stratejik ortaklığın ve Birinci Dünya Savaşı'na giden yolun taşlara işlenmiş hikâyesidir.

Osmanlı medeniyetinde çeşmeler yalnızca su dağıtan yapılar değildi. Su, İslam kültüründe hayatın, temizliğin, bereketin ve hayırseverliğin sembolüydü. Bir şehre çeşme yaptırmak, insanlara hayat sunmak anlamına gelirdi. Bu nedenle padişahlar, vezirler ve hayır sahipleri asırlar boyunca şehirleri çeşmelerle süslemişlerdir.

Alman İmparatoru II. Wilhelm'in Sultan II. Abdülhamid'e armağan ettiği Alman Çeşmesi de bu kültürel anlayışın üzerine inşa edilmiş ince bir diplomatik jestti. Alman İmparatoru, Osmanlı toplumunun sembollerini iyi okumuştu. Bu nedenle İstanbul'a bıraktığı hatıra bir heykel ya da zafer takı değil, bir çeşme oldu. Böylece Almanya, Osmanlı'ya yalnızca dostluk değil, sembolik olarak "hayat" sunuyordu.

1898 yılında başlayan bu yakınlaşmanın arkasında romantik dostluklardan çok daha büyük hesaplar vardı. Avrupa'nın sanayi devi haline gelen Almanya, İngiliz ve Fransız sömürge ağlarına karşı yeni nüfuz alanları arıyordu. Osmanlı Devleti ise siyasi baskılar altında güçlü bir müttefik arayışındaydı.
İşte bu noktada Berlin ile İstanbul'un yolları kesişti.

Almanya, Osmanlı ordusunun modernleşmesine katkı sağlıyor, subaylar gönderiyor ve ekonomik yatırımlar yapıyordu. Osmanlı Devleti ise Almanya'yı, İngiltere ve Rusya'ya karşı denge unsuru olarak görüyordu. Alman Çeşmesi'nin temeli atılırken aynı zamanda Bağdat Demiryolu projesi de ilerliyordu. Bu demiryolu, Berlin'den başlayıp İstanbul üzerinden Mezopotamya'ya ve Basra Körfezi'ne ulaşmayı hedefliyordu.

İngiltere için bu proje, Hindistan yoluna uzanan potansiyel bir tehdit anlamına geliyordu. Rusya ise Alman etkisinin Karadeniz ve Boğazlar üzerinden güneye inmesinden rahatsızdı. Bu nedenle Sultanahmet Meydanı'ndaki çeşme, yalnızca bir mimari eser değil, Avrupa diplomasisinin sessiz bir aktörüydü.

1901 yılında açılan çeşmenin kubbesinin altında hem Sultan II. Abdülhamid'in tuğrası hem de II. Wilhelm'in arması bulunur. İki hükümdarın simgelerinin aynı yapıda buluşması tesadüf değildir. Bu, iki imparatorluğun kaderlerinin giderek birbirine bağlandığının ilanı gibidir.

Nitekim on üç yıl sonra patlayan Birinci Dünya Savaşı'nda Osmanlı Devleti ve Almanya aynı safta yer aldı. Sultanahmet'te dostluğun simgesi olarak yükselen çeşme, böylece savaş ittifakının da sembollerinden biri haline geldi.
Bugün Alman Çeşmesi'nin çevresinde dolaşan ziyaretçiler çoğu zaman onun altında akan tarihin farkına varmazlar. Oysa bu yapı, Osmanlı'nın son büyük diplomatik tercihini, Almanya'nın dünya siyasetine yükselişini ve Birinci Dünya Savaşı öncesinin karmaşık güç dengelerini anlatan açık hava arşivi gibidir.
Belki de bu yüzden Alman Çeşmesi'ne yalnızca bir çeşme olarak bakmak eksik kalır. O, suyun diplomasiye, mimarinin siyasete ve dostluğun stratejiye dönüştüğü bir dönemin etkileyici tanığıdır. Sultanahmet Meydanı'nın ortasında hâlâ ayakta durarak, imparatorlukların kurduğu ittifakları ve tarihin görünmeyen akışını hatırlatmaya devam etmektedir.



Sayfa Adresi: http://www.sonkaleizmir.com/yazar/Suyun-diplomasiye-donustugu-yer-Alman-Cesmesi/1421