folkart, orion,
  • Anasayfa
  • Yazarlar
  • Dört yıldızlı esaretten sonra bağlantı kayışı olarak Akar

Dört yıldızlı esaretten sonra bağlantı kayışı olarak Akar

Gelecekte tepeden inme demokrasi dışı girişimlerle birkaç alternatifli yönelimle Türkiye’nin başına çöreklenmeye niyetlenen Pentagon kontrolündeki sözde cemaat bozuntusu anlaşıldı ki, Askeri Lise ve Harp Okullarını avucuna alarak ve kumpas davalarıyla komuta kademelerini boşaltıp şakirtlerinin önünü açarak zaman içinde ‘asker’ eliyle uğursuz, şeytani silahlı bir darbe planı da varmış… 
Tabii, sonradan “FETÖ” olarak addedilecek bu “paralel devlet yapılanması” Silahlı Kuvvetleri adım adım tasfiye ederken parlak kurmaylardan sonra gelen vasat kurmayların da önü açıldı ve onlar da hiç hayal bile edemeyecekleri en üst komuta kademelerine ulaşabildiler. Kim derdi ki Necdet Özel Genelkurmay Başkanı olacak? Kim derdi ki askeri ortaokul ve lise bile okumadan Kayseri Lisesi’nden Harp Okulu’na gelen Hulusi Akar Genelkurmay Başkanı olacak? Bu isimler kuşkusuz sözde cemaat bağlantılı olmadılar hiçbir zaman ama sözde cemaatin tasfiye ettiği parlak kurmaylardan boşalan koltuklara kolayca gelebildiler. Onlar Işık Koşaner gibi yapacak adamlar değildi. Ama yine de belki şöyle düşünmüşlerdir diyelim; “Biz oturmazsak bu koltuklara sözde cemaatin adamları oturur”. O zaman da bu tutum şu anlama geliyor; bu isimler Silahlı Kuvvetler’de sözde cemaatin aldığı yolu iyi biliyordu!

MERCEĞİ YAYCI’DAN AKAR’A ÇEVİRMEK
Milli Savunma Bakanı E. Org. Hulusi Akar, son olarak E. Tüma. Cihat Yaycı’nın Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Kurmay Başkanlığı’ndan Genelkurmay emrine atanmasının ardından gelen istifasıyla beraber gündeme geldi. Herkes Yaycı’yı konuşuyor, yazıyor fakat bendeniz Akar’ı yazmak ve hep göz önünde olsa da biraz mercek altına almak, ayırt edici yanlarını hatırlatmak gerektiğini düşündüm.
Konuşulanlara, yazılıp çizilenlere göre istifanın arkasında yatan farklı senaryolar var ama biri de Milli Savunma Bakanı Akar’ın kendisini istemediği ve bu nedenle sürecin istifaya kadar ilerlediği… Nitekim, Yaycı istifa açıklamasında Cumhurbaşkanı Erdoğan’a sadakatini bildirdi ve sonrasında Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Kalın da kendisine başka bir görev verilebileceğini dile getirdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan da bir yol ayrımında belli ki Akar’ı tercih etti ama Yaycı’yı da geçmişteki icraatıyla öven birisi olarak ona da başka bir kapı açabilir.
Hulusi Akar, Milli Savunma Bakanlığı’nda farklı bir imaj çiziyor. Bu dönemde kendisine özgü askeri çizgilerdeki montuyla Silahlı Kuvvetler’in görünen yüzü net olarak Akar. Genelkurmay Başkanı hiç sahnede yok. Çok sınırlı ve takip etmesi zorunlu dar bir kesim dışında adını bile kimsenin bilmediği birisi… Kuvvet Komutanlarının da adı bilinmiyor artık.

ÇALIŞKAN, DİSİPLİNLİ AMA SİLİK VE RENKSİZ
Akar’ı Harp Okulu yıllarındaki çok yakın bir arkadaşından çok dinlemişimdir. Devre arkadaşlarına göre ve ileride Harp Akademisi’ndeki devrelerine göre çalışkan, pürüzsüz ama renksiz bir tip olarak tanımlanıyor. Her teğmenin, hele her kurmay subayın hayali görevini bir gün zirvede tamamlamaktır. O zirve de Genelkurmay Başkanlığıdır. Akar’ın 2002’lere kadar bir zirve hayali olsa da güçlü değildi kuşkusuz. Ancak 2002 sonbaharında Ak Parti iktidara gelip Kayseri’den lise arkadaşı ve hemşehrisi Abdullah Gül de başbakan, sonra cumhurbaşkanı olunca kuşkusuz hayaller kurmaya başlamıştır. Abdullah Gül Kayseri Lisesi’nde sondayken o da lise birdedir. Sözde cemaatin de kumpas davalarıyla komuta kademelerini boşaltmasıyla üst kademelere doğru ilerleyen çok özelliği olmayan kurmaylar da cemaatçilerin henüz tam dolduramadığı yerlerde şans bulmuşlardır. Akar’ın da bu kategoride olduğu söylenebilir.

DİBİNE KADAR GELİP KENDİSİNİ ESİR ALAN DÜŞMANI SEZİNLEYEMEMEK
Düşünün öyle bir Genelkurmay Başkanı ki, dibindeki FETÖ darbesini fark edemiyor! MİT Müsteşarı geliyor son anda birkaç saat önceki ihbarla beraber ama yine de adam gönderip darbenin merkez üssüne baktırıyor ama “her şey normal” yanıtına ikna oluyor!  Sonunda “esir” alınıyor düşman tarafından! Esir alan da çok uzun yıllar maiyetinde çalışan darbenin en önündeki isimlerden Dişli! Öyle ki ordunun aklıselim ve yurtsever kesimi ile direnen TBMM, yurttaşlar tarafından akim bırakılan darbe sonrasında helikopterle beraber Çankaya’ya gelip kriz masasında çalışıyorlar! Vermediği takdirname kalmamış komutanı iken de ona! Hiç izleme yok, önsezi yok, anlama ve değerlendirme yok. “Disiplinli, donanımlı, hızlı karar alan sert asker” bu noktada sınıfta kalıyor maalesef. Ancak yine de FETÖ’nin konsey başkanlığını kabul etmediği ve direndiği için taltif edilerek Milli Savunma Bakanlığı’na getirildi. Başka etkenler de var tabii… Milli Piyango’da “büyük ikramiye” gibi bir şey! Akar, kumpas davalarından yargılanan komutanların ve subayların hiç sevmediği birisi. Balyoz Davası sanıklarının tutuklu kaldığı Hasdal Kışlası’nın da bağlı olduğu 3. Kolordu Komutanı iken savcıların istediği bilirkişi raporunu tevdi ettiği bir binbaşı “Deliller gerçekse bu bir darbe planıdır” şeklinde özetlenebilecek bir rapor yazıp Balyoz savcılarının eline bir gerekçe verince Balyoz tutukluları Akar’ı şiddetle suçlamıştı.

KOŞANER’İN İSTİFASI VE ÖNÜNDEKİ OR’LARIN REFÜZE EDİLMESİYLE İLERLEDİ
Akar 2015 Ağustosu’nun ilk haftasındaki YAŞ’ta emekliye ayrılan Necdet Özel’in yerine Genelkurmay Başkanlığına getirildi. Yani FETÖ’nin darbe girişiminden yaklaşık bir yıl önce. 29. Genelkurmay Başkanı Org. Akar’dan önce sivil liseden gelen birinci başkan var mıydı, hatırlamıyorum. Dört yılda zirveye çıkan ve 2006’da zamanı gelmesine karşın korgeneralliğe yükselemeyen Akar’ın kariyerinde 2011’de farklı bir ivme yaşandı. O yıl Balyoz Davası gölgesinde yapılan şura öncesinde Genelkurmay Başkanı Org. Işık Koşaner kumpas davalarına tepki olarak istifa etmiş ve bu istifa sonrasında Akar’ın önü açılmıştı. Kriz sonrasında “Genelkurmay Başkanı” sıfatıyla Org. Necdet Özel’in katıldığı ilk şurada Akar orgeneralliğe yükseltildi ve iki yıl sonra emekli olan Hayri Kıvrıkoğlu’nun yerine Kara Kuvvetleri Komutanı oldu. Teamüllere göre bir orgeneralin Kara Kuvvetleri Komutanı olması için dört yıl geçirmesi gerekiyordu; örneğin iki yıl 2. başkanlık, iki yıl ordu komutanlığı ya da üst üste iki ordu komutanlığı gibi… Fakat Akar, kıdem açısından kendisinin önünde olan üç komutan; Yalçın Ataman, Servet Yörük ve Bekir Kalyoncu’ya karşın 2013’te Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na getirildi. Kuşkusuz bu kararda Başbakan Erdoğan ve Genelkurmay Başkanı Özel’in tercihi rol oynamıştı.

ŞEYTAN AYRINTIDA GİZLİDİR
Aynı şurada Org. Akar’ın yerine Org. Salih Zeki Çolak Kara Kuvvetleri Komutanı, Org. Akın Öztürk’ün yerine Org. Abidin Ünal Hava Kuvvetleri Komutanı, Org. Galip Mendi ise Jandarma Genel Komutanı oldu. Sadece Deniz Kuvvetleri Komutanı Ora. Bülent Bostanoğlu’nun görev süresi bir yıl uzatıldı. Org. Mendi, askerliğimden tanıdığım bir komutandı; kendi memleketi Siirt’te yarbay olarak görev yapmıştı. Ora. Bostanoğlu, bir dostumun deniz lisesinden devresiydi, kulak dolgunluğum olan komuta kademesindeki en parlak komutandı. Bu şurada ilginç olan ve akılda kalan bir ayrıntı vardı; Org. Öztürk’ün yerine Hava’ya Org. Ünal gelmiş ama Öztürk emekli edilmemiş ve YAŞ üyesi olarak kalmıştı. Burada da Akar’ın bir “kurmay duruşu”nu maalesef göremiyorum. “Şeytan ayrıntıda gizlidir” diyerek buraya bir mim koyuyorum, çünkü ayrı bir yazı konusu olmaya değer.

AKAR’IN DİKKAT ÇEKEN ABD VE NATO KARİYERİ
Akar, düz sivil lise sonrasında Kara Harp Okulu’ndan 1972’de, Kara Harp Akademisi’nden 1982’de, Silahlı Kuvvetler Akademisi’nden 1985’te, ABD Silahlı Kuvvetler Kurmay Koleji’nden 1987’de mezun oldu. Akar, yarbaylığının son dönemiyle albaylığında 1990-93 arasında Napoli’deki Müttefik Kuvvetler Güney Bölge Komutanlığı Karargahı’nda istihbarat subaylığı, 1993-94’te Kara Kuvvetleri Komutanlığı’nda özel kalem müdürlüğü, 1994-97 arasında Genelkurmay Başkanlığı özel kalem müdürlüğü yaptı. 1998’de sivil lise kaynaklı olmasına karşın şaşırtıcı şekilde birinci sıradan Tuğgeneralliğe terfi etti. Sırasıyla Hozat İç Güvenlik Komutanı, daha önce de görev yaptığı Napoli’de Plan ve Prensipler Başkanlığı yaparak yine birinci sıradan tümgeneralliğe terfi etti; Kara Harp Okulu ve Kara Harp Akademisi Komutanlığında bulundu. Bu kez dördüncü sıradan Korgeneralliğe terfi ettiğinde Kara Kuvvetleri Lojistik Komutanlığı, 3. Kolordu Komutanlığı yaptı. Orgeneralliğinde ise 2. Başkanlık ve Kara Kuvvetleri Komutanlığı yapan Akar’ın önü dört yıl için açıldı Genelkurmay Başkanlığına.

ÇUVALCININ KOMUTANINDAN MADALYA
Üstün Cesaret ve Feragat Madalyası, TSK Üstün Hizmet Madalyası, TSK Şeref Madalyası sahibi. ABD ve Güney Kore liyakat madalyaları da var. Pentagon’dan gelen madalyanın gerekçesi, “NATO’ya yaptığı sıradışı katkılar”. Bu madalya çok tartışma yarattı çünkü madalyayı takdim eden ABD Kara Kuvvetleri Komutanı Org. Raymond Odierno idi. O da Süleymaniye’de 2003’te Türk askerinin başına çuval geçiren Albay Bill Mayville’nin o dönemdeki komutanıydı! Ayrıca diyeceksiniz ki, “bu kadar madalya sahibi ve üstelik “orgeneral” olmuş, nasıl “silik”?.. Dikkat edilirse “çalışkan” da dedim. Sınıfının birincisi veya ikincisi, askeri ortaokul ve liseden gelme devreleri elemine edilince çok çalışkan birisi olarak silik de olsa ilerleyebiliyorsunuz. Zurnanın “zırt” dediği yer, 15 Temmuz! Daha doğrusu oraya nasıl gelindiği… Genelkurmay başkanı olalı bir yıl geçmiş, öncesinde “iki numara”sınız ama sinsice dibinize kadar gelen düşmanı sezinleyememişsiniz. Klasik bir örnektir; “kurmay kimdir?” sorusunun yanıtı, “kurmay dağın ardını görendir”. Akar da bu bağlamda dağın ardını göremeyen bir “kurmay” (Hakkını yemeyelm, sadece o değil, göremeyen veya görse de sesini çıkarmayan o kadar çok kurmay var ki!). Hem de 53 yaşında ve tümgeneral iken Boğaziçi’nde İngilizce doktora yapmış bir “kurmay”. Doktora tezinin başlığı, “Ermenistan’a Harbord Askeri Misyonu: Amerikan Hakikati Araştırma Komisyonu’nun Hikayesi ve Türk Amerikan İlişkilerine Etkileri”. Tez danışmanı ise ünlü iktisat tarihçisi Prof. Dr. Zafer Toprak. CHP 24. Dönem İstanbul Milletvekili Prof. Dr. Binnaz Toprak’ın da eşi olan Prof. Toprak’a göre, Akar’ın tezi yansızlığı dikkat çeken ve Boğaziçi Üniversitesi kriterlerine uygun olan başarılı bir çalışma.

DOĞRUYA DOĞRU, EĞRİYE EĞRİ
Bu arada, Akar, Kara Harp Okulu Komutanı iken uluslararası düzeyde akademik isimleri çağırarak yönetişim, psikoloji, halkla ilişkiler alanında sempozyumlar düzenlemiş; bu sempozyumlardan birisine vefa uğruna olsa gerek iki kez görev yaptığı NATO Güney Avrupa Müttefik Kuvvetleri Komutanı Ora. Gregory Johnson da katılmıştır. Chicago Un’den Prof. Dr. J. Allen Williams da orduda eşcinselliğin normalleşmesi üzerine konferans veren ABD’den başka bir isimdir örneğin.
Kayserili olan Akar’ın eşi diyetisyen, bir oğlu ve bir kızı var. Kızı Hacettepe mezunu bir doktor. Oğlu ie Chicago Un.’den mezun bir ekonomist ve İngiltere’de kariyer yaptı. Kimisi Akar için “Amerikancı ve NATO’cu”, kimisi “Erdoğancı” demiştir ama çok dikkat çeken bir isim, Prof. Dr. Celal Şengör’ün onun için “Benim tanıdığım Akar Generalim, katıksız bir vatansever, iyi bir asker ve iyi bir insandır” diye yazdığını biliyorum. Gördüğünüz gibi, “doğruya doğru, eğriye eğri” demeye çalışıyorum Akar için.
Başbakan iken 2011’de ABD’ye seyahat eden Erdoğan’a da eşlik ederek dikkat çeken Akar, “Yeni Türkiye” özlemine renk vermeyen kişiliğiyle de uyum sağlayan önsezisi zayıf ama kıvrak bir kurmay olarak bakanlığında da çizdiği stratejide ilerliyor. Zaten onun için “ordu komutanından çok yeni nesil bir akademisyen” de denildi, “asker mantığını sorgulayan bir pragmatizme sahip” de… Kim bilir belki de Erdoğan’ın Pentagon’la ipleri koparmadan bağlantısını bir ölçüde sürdürmesi için de mevcut görevindedir. Yani belki de o bir “bağlantı kayışı”.
Doktoradan sonra Silahlı Kuvvetler’de ilk kez “doçent” unvanı da alan Yaycı’nın geçen şurada terfi almamasında rolü oldu mu, henüz sır. Kim bilir belki de “doktoralı” bir komutan ve komutanların amiri bakan olarak kendisinden üstte bir akademik performans istememiştir. Ki, Yaycı görevinde kalsa büyük olasılıkla daha Koramiral iken “profesör” unvanı da alacaktı.
Olabildiğince bir “Akar portresi” çizmeye çalıştım. Artılarını da eksilerini de görmeye çalışarak. Ancak, son çözümlemede belirleyici olan 15 Temmuz’u koklayamamak, anlayamamak, okuyamamak ve sonuçta esir düşmek. Böylesi hazin bir tablonun öznesine terfien bakanlık takdir edilmesi çok sorunlu. Hadi verildi; affını istemek en doğrusuydu. Türkiye Cumhuriyeti’nin siyaset üstü bir bakanlık olan Milli Savunma Bakanlığı yapan şahsına, bir yerde “başkomutan muavinine” sonuç olarak güvenmek, hatta onunla gurur duymak isterdim. Bilmem anlatabildim mi?