folkart, orion,
  • Anasayfa
  • Yazarlar
  • Elimdeki pembe nüfus kağıdında “Anne Adı: Necla” yazıyordu

Elimdeki pembe nüfus kağıdında “Anne Adı: Necla” yazıyordu

Geçtiğimiz günlerde Odatv’deki bir haberle Bülent Ersoy'un annesi Necla Poyraz’ın hayatını kaybettiğini öğrendim. Ersoy’un danışmanı Arzu Acay sosyal medya hesabından yaptığı “Diva’mız annesini kaybetti. Acımız çok büyük.” paylaşımıyla gelişmeyi duyurmuş meğer.

DAĞILAN AİLE, ANNESİNİ SEÇEN BÜLENT

Poyraz’ın kalp sıkıntıları olduğu ve bir süredir de kanser tedavisi gördüğü biliniyordu. Eski bir röportajında evladı Bülent’in doğumunu şöyle anlatmıştı:

“Evliliğimiz büyük bir aşk sonunda oldu. Fikret hemen çocuk istedi. Bülent'in dünyaya gelişi bile kolaydı. Dün gibi hatırlıyorum. Cumartesi günü saat 05.00'de sancım tuttu. Ezan okunuyordu, Bülent doğdu.”

“Fikret”, Fikret Erkoç. Bülent’in babası. Yani Bülent’in asıl soyadı da “Erkoç”. 9 Haziran 1952’de Malatya’da doğan Bülent, 8 yaşına geldiğinde ailesiyle birlikte İstanbul’a yerleşmiştir.

Futbolcu da olan Fikret Erkoç, evlendiğinde ve bir oğlu olduğunda kendisinden çok daha ünlü olan arkadaşı, zamanın GS’li yıldızlarından Bülent Eken’e atfen oğlunun adını “Bülent” koyar. Hatta hayali oğlunun da futbolcu olmasıdır.

Fakat kader ağlarını başka türlü örmektedir. Bir süre sonra Fikret Erkoç’un maddi durumu bozulur. Necla Hanım da eski işi bankaclığın kapısını çalar. Aile dağılmış, Bülent babasına küsmüştür. Giderek İstanbul Belediye Konservatuarı’na giren ve Melahat Pars gibi ustalardan özel dersler alan Bülent, sahneye de çıkmaya başlar ve basamakları hızla tırmanarak adını duyurur. Artık o “Bülent Ersoy”dur. 70’lerde yaşadığı değişimle birlikte ise sahnede bir “kadın”dır artık.

Babası Fikret Erkoç, uzun yıllar sonra Bülent Ersoy’u Maksim’de izlemeye gelir birkaç kez. Son olarak ise 79 yaşındayken Günay’da izleyenler arasındadır. Birlikte sıcak bir fotoğraf verirler. Bülent Ersoy, programının arasında soluğu babasının masasında alıp dakikalarca, elleri acıyıncaya kadar babasını alkışlar ve sonra da konserine devam eder.

BÜLENT ERSOY VE NECLA HANIM’LA SELİMİYE’DE

Gelelim merak ettiğinizi tahmin ettiğim yazının başlığına; elimdeki pembe nüfus kağıdına ve “anne adı”na…

1981 yazından sonbaharına dönen eylül başları olsa gerekti. 12 Eylül Yönetimi dönemi, malum. Dönemin koşullarındaki pek çok ünivesiteli genç gibi bir süre tutukluluktan sonra dışarıdan yargılanıyorum. Selimiye’de bir bankta duruşmayı beklerken koridorda bir hareketlenme oldu. Biri orta yaşlarda biri genç sayılabilecek iki kadın oturduğum banka doğru refakatçi subay eşliğinde geldi ve birisi benim yanıma birisi de hemen yandaki banka oturtuldu. İkisi de “Merhaba, geçmiş olsun” dedi kibarca. Bendeniz de aynı şekilde karşılık verdim ve tabii Bülent Ersoy’u tanıdım! Yanındakinin de tahminen annesi olduğunu düşündüm. Bülent Ersoy, henüz sıcak ve yaz gibi olan güzün ilk günlerinde kloş bir etek ve bluz giymişti. Çorapsız ayaklarında 10 fontluk terlik tipi bir kösele pabuç vardı. Uzun düz kahverengi saçları at kuyruğu şeklinde toplanmıştı. Annesi ise toplanmış ve gevşek topuz saçlarıyla bir bankacı mazbutluğunda ve ölçülü bir giyim kuşam havasındaydı. Sıkıyönetim sürecinde başka uzun boylu konuşma olanağı yok tabii o koridorda.  Ancak gazetelerde okuduğum kadarıyla Bülent Ersoy’a sahne yasağı getirilmiş ve askeri savcılıkça ifadesi alınacaktı. Demek o yüzden gelmişti Selimiye’ye.

Sonra duruşmam yapıldı ve ana çıkış kapısında kimliğimi alıp dışarı çıktım fakat kimliği cüzdanıma yerleştirirken pembe bir kimlik olduğunu gördüm şaşırarak! “Anne adı: Necla”, “Baba adı: Fikret”… Baktım ki, Bülent Ersoy’un kimliği! İkimizin kimliği karışmıştı anlaşılan! Görevliler Bülent Ersoy heyecanıyla kimlikleri karıştırmışlardı! Geri dönüp kendi kimliğimi aldım.

Necla Hanım’ın rahmetli eşi gibi 89 yaşındaki vefatıyla aklıma 39 yıl önceki o hatıra geldi.