Osmanlı Tarihi VII. Cilt İstibdat

1906 yılında Kosova'nın Osmaniye ilçesinde dünyaya gelmiştir. Çocuk yaştayken Osmanlı İmparatorluğu'nun Balkan Savaşlarındaki yenilgisi, Balkanlarda yaşayan binlerce Türkle birlikte üzerinde yaşadıkları topraktan terk ederek göç etmek zorunda bırakmıştır. Babası Ağalı Mehmet, annesi Zeynep ve kızkardeşi Havva, ilkin Strumca, sonra Selanik, daha sonra da İzmir'e doğru sürdürülen göç sırasında ölmüşlerdir. Yürüyerek kat edilen uzun yollar boyunca amcası Hüseyin ve dayısı Hüseyin de şehit edilmişler. Mustafa ve Kazım isimli iki ağabeyisinden küçüğü, Kazım, yolda kaybolmuş ve Manisa'ya ancak iki kardeş varabilmişlerdir. Kazım, ancak on sekiz yıl sonra kardeşleriyle buluşabilmiş, kendisiyse 1916 yılında Alaçatı'da yetimler için açılan Darüleytam'a kaydettirilene kadar ağabeyi ile İzmir'de yaşamıştır.

İlkokul öğrenimini İzmir'de sürdürürken Birinci Dünya Savaşı son bulmuş, Yunanlıların İzmir'i işgali üzerine Alaçatı Darüleytamı öğrencileriyle birlikte Bursa'ya nakledilmiştir. Ancak, Bursa'da düşman işgaline uğrayınca, öğrenciler bu kez de İstanbul'a götürtülmüşler, ilkin Ortaköy, daha sonra Balmumcu Darüleytamında okuyarak 1922 yılında bu okulu bitirmiştir. Öğretmenlerinin beğenisini kazanmış bir öğrenci olduğundan, okul idaresinin yardımı ile 1923 yılında Edirne Lisesi'ne parasız yatılı öğrenci olarak başlamış ve bu okuldan da 1928 yılında mezun olmuştur.

Evet, bu satırlarda yaşamının ilk dönemleri anlatılan Enver Ziya Karal liseden ancak 22 yaşında mezun olabilmiştir. Yaşamlarının her anını büyük savaşların, dönüşümlerin, yıkılışların ve kuruluşların etkisiyle geçiren, kederi en az övüncü kadar büyük zamanlardır bunlar. Bir imparatorluk, deyim yerindeyse cımbızla etleri çekilerek yok edilirken yerine kendini demir ağlarla ören bir cumhuriyet vücut buluyordu.

Bu vücutta yeşeren Enver Ziya Karal’ın, genel sekreterlik ve başkanlık görevlerini uzun yıllar yerine getirdiği Türk Tarih Kurumu sayfasında yer alan yaşam öyküsünde öğretim üyelikleri, yabancı üniversitelerde çalışmaları, üyesi olduğu bilimsel kurullar, temsil görevleri, tebliğleri, makaleleri, diğer yayınları ve kitaplarına dair bilgileri 19 sayfa kadar sürer. Tarih alanında ordinaryüs düzeyine yükselmiş, önemli eserler vermiş, büyük bir bilim insandır.

Son anlarına tanıklık ettiği Osmanlı ve ilk nefesine tanıklık ettiği Türkiye Cumhuriyeti hakkında önemli çalışmalar yapmıştır. İsmail Hakkı Uzun Çarşılı’nın aştı cildini yazdığı Osmanlı Tarihi çalışmasının beş cildini de yazmıştır. Osmanlı tarih çalışmaları açısından bu 11 cilt her ilgilinin dahası tarihin istismarına geçit vermeyi önlemenin bilincinde olan herkesin evinde olmalıdır. Ancak şu an bu olanaksızdır.

Mithat Paşa, Anayasa yürürlüğe girip de 2. Abdülhamit kendi sınırlarını anayasal sınırlar aleyhine genişletmeye, yetki gaspına girişince tarihi bir mektup yazar. İlk birkaç cümlesi şöyledir:

Padişahım,

Meşrutiyeti vaz ve ilândan muradımız istibdadı kaldırmak ve zatı şahanenizi vazifelerinizde ikaz ve devlet vükelâsının vazifelerini tâyin ve milletimizin halkı arasında, kâmil müsavatı temin edip elbirliği de ve gerçekten mülkün ıslâhına çalışmaktır. Otuz seneden beri neşredilip de hükümleri icra olunmayan hattı hümâyunlar gibi, şimdiki hattı hümâyunu mülûkâneleri bugünkü buhranın indifaından bile hükümsüz kalmayacaktır. Zira Kanunu Esasiyi ilândan muradımız yalnız Şark meselesinin halledilmesine yarayacak ve Avrupalıların aleyhimize açılan ağızlarını kapamak nümayişinden ibaret bir cemile değildir.”

Mithat Paşa bu cümlelerinde “istibdadı kaldırmak” der ki bunu Abdülhamit’e söyler. Buradan kullanılan istibdat terimi, “uyruklarına hiçbir hak ve özgürlük tanımayan sınırsız monarşi, despotluk, despotizm” anlamına gelir. Yani Abdülhamit, Anayasayı ilan ederek kendinden önceki padişahların despotluğunu sona erdirmiştir ki ulusal egemenlik amaçlı yollar açısından doğaldır. Mithat Paşa’nın son cümlesinde ettiği “cemile” yani gönül alma amacının olmamasıysa ayrıca üzerinde durulması gereken bir noktadır. 

Enver Ziya Karal’ın “Osmanlı Tarihi VIII. Cilt Birinci Meşrutiyet ve İstibdat Devirleri 1876 – 1907” çalışmasından aktardığımız bu satırlar, Türk Tarih Kurumu tarafından kendi başkanlığını on yıl yapmış bir tarihçinin eserini Yeni Akit Gazetesinin dayanaksız Abdülhamit övgüsü için yaptığı anlamsız haber nedeniyle geri çekti. Mağazalarından ve sanal satışlardan çekilen eser Kurum’un Sincan’daki depolarına toplanmış durumda. 8. Cilt ne sanal ortamda ne herhangi bir kitapçıda var.

Monarşilerin istibdat rejimi olması bir aşağılama değil, bir olgudur. Osmanlı padişahları da despottur. Siz savaş kararını ya da vergi artış oranını, sadrazamını, ardılını seçmek için tebaasının oyuna, görüşüne başvuran bir kral, sultan, padişah ve benzeri gördünüz mü? Tarih bunu yazdı mı? O zaman nasıl olur da Anayasa yürürlüğe konup bir Meclis açıldıktan sonra Anayasayı yürürlükten kaldırıp Meclisi kapatan Abdülhamit’e despot demek, kendisinin yönetim devrini istibdat olarak nitelemek hata kabul edilebilir? Türk Tarih Kurumu hangi bilimsel gerecekleri, hangi kurumsal gerekçeleri ileri sürerek bu yayını piyasadan çekmiştir?

Hafifletmeyelim, Türk Tarih Kurumu Enver Ziya Karal’ın “Osmanlı Tarihi VIII. Cilt Birinci Meşrutiyet ve İstibdat Devirleri 1876 – 1907” çalışmasını sansürlemiştir. Yeni Akit Gazetesi uygun görmediği için Türk Tarih Kurumu çarpıtamadığı gerçeği saklamak yoluna düşmüştür. Kendisinin en üst düzey yöneticiliğini yapmış, saygınlığı tartışılmaz bir bilim insanına büyük saygısızlık etmiştir.

Yalnız 2. Abdülhamit değil, Sultan Reşat ve Vahdettin dışında Osmanlı’nın bütün padişahlarının dönemi istibdat devridir.  Sultan Reşat şanslıdır ki İttihat ve Terakki devrine denk gelmiştir. Vahdettin ise İngilizlerin kuklası olmuş, bir vitrin süsü, başarısız bir aygıt olmanın ötesine geçememiştir.

Türk Tarih Kurumu’nun başkanı, yönetim kurulu kimlerden oluşursa oluşsun, Yeni Akit Gazetesi ne yazarsa yazsın tarihi gerçeklerden koparacak, olguları yok saydıracak kudret kimsede yoktur.