Reçete
Yaşadığımız şehirlerin karmaşasından hangimiz ‘mavi ekran’ vermiyoruz ki? Hafta içi ana arterlerde trafiği sıkıştırırken hafta sonu ormana, denize, olmadı bir ağaç altına giden yolları tıkama sebebimiz de bu değil mi zaten?
Sıkılmış, sıkışmış hissediyoruz.
Çünkü doğamıza aykırı betona basmak ya da beton solumak!
Kendimden de biliyorum; çimen gördüğüm anda sandalyeyi bırakıp yere oturur, ayakkabılardan kurtulup çıplak ayakla toprağa basarım. Evime yakın parklarda zaman geçirmek ‘en sevdiklerim listesi’nin ilk beşinde... Sen neler yapıyorsun bilmiyorum ama doğayla bir bağın olduğuna inanıyorum.
Küçüklüğümden anımsarım, annemle babam evdeki çiçeklerle konuşurdu; hala da konuşur. Dünya gerçeklerine çok aşina olmadığım o mini mini yaşlarımda, bu konuşmaları dinler ve yüz ifadelerini izlerdim. Büyüyüp dünya gerçekleri yüzüme tokat gibi çarptıktan sonra, küçükken izleyip belleğe kaydettiğim şefkatli ve sevgi dolu tondaki o konuşmalar, benim de rutinim oluverdi. Çünkü bize iyi hissettirmeyen anlardan, olaylardan, insanlardan bir an olsun sıyrılıp iyi hissedeceğimiz, kendimizle baş başa kalıp iç huzurumuzla temasa geçebileceğimiz alanlar bulduk, buluyoruz. Bu kimi zaman evdeki çiçeklerle konuşup dikkatimizi yalnızca onlara vermekle oluyor, kimi zaman bir ormana gidip koca bir ağacın gövdesine yaslanmakla…
Son günlerde evimde de kendime doğal bir ortam buldum! Şöyle tarif edeyim: Yatak odam, her biri 54 katlı ikiz bir rezidans manzarasına sahip! Yatağıma yatınca gökyüzünü ve gökyüzünü delip geçmeye ant içmiş o ikiz rezidansın tekini görüyorum. Yataktaki konumumu değiştirip azıcık yan dönersem kadrajımda yalnızca gökyüzü oluyor. Birkaç gün önce, bu manzaraya kanarya sesleri eşlik etmeye başladı. Hatta şu anda bu yazıyı yazarken de fonda onların şakıması var; duyman lazım, pek tatlı...
Yan apartmandaki bir komşunun açık penceresinden geliyor sesleri. Sabah onların sesiyle uyanıyorum artık. Evde olduğum zamanlarda yoga pratiğimi yatak odamda yapıyorum, bir şeyler okuyup ya da yazıp çizmek istediğimde kanaryalara sığınıyorum. Mutfağım da aynı cepheye baktığı için yemeklerimi bile sanki ormanda yapıyorum! Bu ara evimde kendime bulduğum doğal ortamım bu!
Yatağıma uzanıp gözümü kapattığımda yalnızca o minnoşların sesi oluyor kulaklarımda... Şehirlere özgü fon müzikleri, sıkı bir heavy metal albümünü andırsa da kanaryalar sayesinde o müzik değişiyor. Başka hiçbir şey düşünmemek üzere uzanıyorum yatağa ve onları dinliyorum. Bu benim, kendime armağan ettiğim molam.
Çünkü doğa iyi geliyor insana. Doğanın içinde olamasan da ona ait bir ses, ona ait bir görüntü buluyorsun mutlaka. Ne kadar yok etmeye çalışsa da kalbi gri insanoğlu, sen ben gibiler, bir betonun arasından kendine yol bulmuş yaprağı görebiliyor. Dikkatimiz yükselen betonlarda değil, o betonların arasından kendisine yol bulmuş bir yeşile odaklanıyor.
Ne diyebilirim ki?! Daha çok toprak, daha çok gökyüzü; daha çok yeşil, daha çok mavi diliyorum hepimiz için. Beton üstüne beton koyarak değil, doğaya karışarak iyileşeceğiz çünkü! Buna kalpten inanıyorum.
