‘İyi ki var’ dediklerimizden..
Yıl 1994. Lise birinci sınıfta, dört kişilik bir arkadaş grubuyduk; ben, Ayşe, Zeki ve Murat.
Aynı sınıftaydık. Ayşe’yle ben aynı sırayı paylaşıyorduk, Zeki ve Murat da bizim arkamızdaki sırada oturuyordu. Derslerde canımız sıkılırsa birbirimize yazdığımız notlarla muhabbet edip, ders aralarında da bahçede volta atıyorduk. Çok iyi anlaşan, kimsenin kimseyle sorununun olmadığı, ‘arkamızdan bir kuyu kazılıyor mudur acaba?’ diye düşünmediğimiz, en fazla derdi ‘platonik aşk’ olan bir gruptuk biz. Misal ben, hep birine tutulurdum, Ayşe de ‘acımı’ paylaşırdı!
Birinci sınıfın sonunda, başka bir şehre taşınmamız nedeniyle arkadaşlarımdan ayrıldım. Uzun yıllar birbirimize mektup yazdık, sonra günün birinde kopuverdik. Bu kopmalar biraz da hayat şartlarına uyum sağlamaya çalışmaktı aslında. Şimdi geriye bakınca her birimiz için aynı şey geçiyor içimden. Demem o ki bu kopmalara sitemsizim.
Sosyal medya hayatımıza ufak ufak girmeye başladığı yıllarda, “Facebook diye bir şey çıktı, ilkokul arkadaşlarını bile buluyor” cümlesini sık duyuyor, duyuruyorduk. O dönem için bu haber şaşırtıcıydı! İşte o zamanlarda, ‘bir umut’ deyip arkadaşlarımın peşine düşmüş ama bulamamıştım. Ama onlardan biri beni buldu!
10 gün önce, zaman zaman eski fotoğrafları karıştırırken denk geldiğimde kocaman kahkahalar atmama sebep anılarımın kahramanlarından biri, Ayşe ulaştı bana. Yarım saatten uzun konuştuk. O zamandan bu zamana neler oldu, şimdi neler yapıyoruz, o yıllarda en çok nelere gülüp nelere üzüldük... Telefonu kapattığımda ‘bir fazla’ hissettim; artık Ayşe de vardı hayatımda. Hoş geldi!
Yakın çevrem tarafından ‘meşhur’ olarak adlandırılan taşınmalarımdan sebep, geride bıraktığım bir sürü arkadaşım geldi aklıma sonra. Gaziantep’i, Dalaman’ı, İzmir’i, Kaş’ı düşündüm. Geride kalanları, hayatımda olanları, her an konuşamasak bile telefonun diğer ucunda aynı içtenlikle durduğunu bildiklerimi... İnsan istiyor tabii bir kol mesafesinde olsunlar da dilediğimiz zaman sarılalım birbirimize diye... Ama bazen bedenden daha da öte, ruhen de sarılabiliyorsun. ‘Burada bir evin olduğunu unutma’ cümlesini kurarkenki içtenliği sana yansıdığı anda, zaten o an sarmaş dolaş oluyorsun.
Her gün insanlığı sorgulatan binlerce haberin ortasında nefes almaya çabalıyoruz ya, oksijenimizi de ’iyi ki var’ dediklerimizle çoğaltıyoruz; derin bir nefes almanın verdiği rahatlığı sunanlarla...
İyi ki...
