folkart, orion,

Nezaket... Önce kendine...

Bazı kitapları okurken altını çizmekten, hatta boş bulduğum her yere not yazmaktan bir sonraki sayfaya geçiş sürem uzayabiliyor. Bu durum, film ya da dizi izlerken de oluyor. Sürekli durdurup, hatta bazen geri alıp adım adım ilerleyerek yazıyorum replikleri. Tahmin edersin ki her birini yazacağım diye, filmi bitirme süreme ekleme yapıyorum!

Geçenlerde izlediğim filmde de ‘Yeni bir şey öğrenirken kendine karşı nazik olmalısın’ cümlesi çınlayınca kulağımda, filmi durdurup bunu da yazdım bir kenara.

Bunu ilk kez duymuyorum. Benzer bir cümleyi, yogaya ilk başladığım zamanlarda bir derste söylemişti hocalarımızdan biri. Eğitmenlik eğitimine başladığımda da yoga felsefesinin anlatıldığı derslerde karşıma çıkmıştı sık sık. Hem yoga pratiğimizde hem hayatta kendimize karşı nazik olmakla ilgili balyoz etkisi yaratan çok cümle biriktirdim!

Bu yüzden bugün biraz nezaket yazasım var.

Yapamadıklarına bakıp kendine yüklendiğin oldu mu hiç? Benim oldu mesela. İşler yolunda gitmediğinde suçu kendimde arayıp ağzımı yüzümü dağıtana kadar kendimi dövme hallerim vardı. Sanki biri küreği vermiş elime, kendimi gömdüğüm yetmezmiş gibi bir de toprak atardım üstüme! Buna ister kurban rolüne yapışmak de, ister özgüvensizlik, adı her ne olursa olsun ortada bir şiddet olduğu kesin! Bu, insanın kendisine şiddet uygulamasından başka bir şey değilmiş meğer. Bir süredir böyle düşünüyorum ve fark ediyorum ki en uzun süren şiddet türü de bu. Yani sen istemeden ne devlet kurtarabilir seni bu şiddetten ne de en sevdiklerin... Senin istemen gerekiyor ki güneş parlasın en tepede!

Çok sevdiğin birini düşünsene... Başına gelen her terslikten kendisini sorumlu tutup hayatta hiçbir işe yaramadığını söylüyor bir gün sana; ‘aynen öyle canım benim, senden bir halt olmaz’ der miydin? Elbette demezdin. Niye diyesin ki? Sen onu seviyorsun ve onun için isteyebileceğin tek şey, kendisini iyi hissetmesi. İster sarıp sarmalar yanında olursun, ister saatlerce dinlersin; yöntemin sana kalmış, o iyi olsun yeter!

Bir de şimdi kendini düşün! Sen iyi hissetmediğinde neler oluyor? İşler yolunda gitmediğinde, aynada aptal, çirkin, işe yaramaz ya da o an için hangi olumsuz sıfatı içinden geçiriyorsan onu mu görüyorsun, yoksa ‘bu da geçecek’ deyip gülümsüyor musun? Kafanın içinde, senin aleyhinde propaganda yaparmışçasına dırdır eden o ses var ya, onunla iletişimin diğer insanlara yaklaşımın gibi olmaya başladığında bulutlar aralanıyor, güneş yüzünü gösteriyor! Tıpkı, ‘bu da geçecek’ dediğimiz anlarda gelip içimize yerleşen rahatlama gibi...

Bakma böyle böğrüme baykuş oturmuş gibi konuştuğuma, benim de unuttuğum oluyor kendime nazik davranmayı ve eski alışkanlıklarla verdiğim tepkiler giriyor devreye. Bir bakıyorum ki yüklenmeye başlamışım yine kendime. Fark edip durmayı deniyorum. Duramadığım anlarım da oluyor. Bir şans daha veriyorum. En azından artık kürek de yok, gömmek de...

Filmde, el becerisi gerektiren bir işi yaparken iyi sonuç almak için sabırsızlanan birine söylüyordu adam bu cümleyi: “Yeni bir şey öğrenirken kendine karşı nazik olmalısın.” Çukurunu, tümseğini çok iyi bildiğin bir yolda bile tökezleyebilirsin. İster ilk denemen olsun, ister ezbere bildiğin bir şey, fark etmez! Kendimize nazik olmayı hep anımsadığımızda yolumuz açık demektir. Nezaketle kalmanı dilerim...