İKİ “8 NİSAN”, BİR TOPLUM, BİR BAŞKAN
Bugün, anlamlı bir gün. 8 Nisan, Dünya Romanlar Günü. 8 Nisan’ın başka bir anlamı daha var ama ona bilahare geleceğim. Önce Romanlar…
Romanların 8 Nisan’ı
İzmir Büyükşehir Belediyesi, dün, Kültürpark’ta açık havada Tepecik Filarmoni’nin de resital verdiği nefis bir etkinlikle ve salgına karşın kısmi de olsa uluslararası boyutu da olan güçlü bir protokolle kutladı Dünya Romanlar Günü’nü.
Uluslararası Avrupa Roman Birliği Başkan Yardımcısı Orhan Galjus da vardı etkinlikte. Renkli konuşmasının önemli bir paragrafı şöyleydi:
“Bugün dünya sizi izliyor, dünyanın gözleri sizin üzerinizde. İzmir'in de daha ileride Roman tarihi için bir merkez olacağına inanıyorum. Bu kapsamda Ian Hancock da 5-6 bin kitabını buraya arşivinize bağışlayacak. İzmir Roman bilgi ağı için çok önemli başkent olabilir. Avrupa'da yaşayan çoğu Roman, buraya bakıyor. İzmir ile işbirliği yapmak istiyor. Çünkü bizim bir sorunumuz var. Bir ülkemiz yok. Biz burada üniversiteler kurmak istiyoruz, akademisyenler yetiştirmek istiyoruz. Burada kendimi evde hissediyorum. İzmir'deki Romanlar size hizmet edeceğim.”
Uluslararası Romanlar Günü’nü, eşitsizliklere karşı farkındalık oluşturmak ve Roman kültürünün tanıtılması amacıyla kutluyoruz diyerek sözlerine başlayan İzmir Belediye Başkanı Tunç Soyer, Galjus’a, “Ülkeniz olmasa da bir şehriniz var, İzmir sizin de şehriniz” sözleriyle jest yaptı ve “Roman Kültür ve Tarih Araştırmaları Merkezi” açacaklarını söyleyerek bir de müjde verdi; “Dünyanın her yerindeki Romanların kitaplarını, kaynaklarını, arşivlerini davet edeceğiz. İzmir tüm dünyaya Roman kültürünü tanıtan, onun tarihini, zenginliklerini, değerlerini insanlıkla buluşturan bir merkez haline gelecek.”
Kürsüye konuşmasını yapmak üzere CHP İzmir Milletvekili Özcan Purçu gelince, çok gerilere, 2013-2014’lere gittim. Purçu, “Barış içinde, özgürlük içinde yaşayacağız. İzmir, bizim için çok kıymetli. Çünkü İzmir bürokrasisiyle, belediye başkanıyla, halkıyla örnek bir şehir. Tüm dünyayı gezen kardeşiniz olarak, dünyada böyle bir şehir görmedim. Herkese önem veren, herkesi sayan, seven, herkes için bir şeyler yapmaya çalışan bir insan profili var İzmir'de. Küçüğünden büyüğüne kadar herkese saygı gösteren, insan haklarını, demokrasiyi, özgürlüğü ön planda tutan bir şehir var. Biz İzmir'de gerçekten yaşadığımızın farkına vardık. İzmir Romanlara değer veriyor, bütün kimliklere değer veriyor.” derken ben 7-8 yıl öncesindeydim.
XXX
Mevzu şu: O zamanlar CHP Genel Başkan Yardımcısı Korutürk’ün danışmanıydım, önüme geniş bir alan açmıştı. Partinin beyin fırtınalarına, önemli oturumlarına da katılıyor, fikirlerimi açıklıyor, raporlar yazıyordum. O sırada Kılıçdaroğlu’na bir öneriyle yaklaştım. Önerim, her dönemde azınlıklardan ve Roman kesimden birer yurttaşın TBMM’de temsilinin sağlanmasıydı. Hatta bu yaklaşımımdan ve önerimden 2014 kurultayında tanıştığımız ve bugünkü etkinlikte yer alan Abdullah Cıstır’a söz etmiştim. 2015 genel seçimleri öncesinde adaylar açıklandığında azınlıklardan bir isimle bir de Roman olan Özcan Purçu’yu seçilecek yerde listelerde görünce de çok mutlu oldum (Yeri gelmişken, son CHP İzmir İl Kongresi öncesinde de il yönetim kurulu adayları arasında bir Roman yurttaşın yer alması için ciddi bir kulis yaptığımı belirteyim, fakat maalesef gerçekleşmedi).
Kürsüdeki Purçu’yu dinlerken kendi kendime, “İyi ki o öneride bulunmuşum ve iyi ki şimdi bir Roman milletvekili var” diye düşündüm. Bütün Roman arkadaşlarımın Dünya Romanlar Günü’nü bu duygu ve düşüncelerle kutluyorum.
Tunç Soyer’in 8 Nisan’ı
Yazının girişinde “8 Nisan’ın başka bir anlamı daha var ama ona bilahare geleceğim” demiştim. Evet, 8 Nisan’ın İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer açısından da özel bir önemi var. Çünkü, 31 Mart 2019 yerel seçimlerinde İzmirli seçmenlerden yüzde 57 küsur oy alarak “İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı” olarak seçilmesinin ardından 8 Nisan’da mazbatasını alarak görev başladı. Şimdiki oy oranı ise anketlerde yüzde 61 küsur gözüküyor. Demek ki geride kalan iki hizmet yılında İzmirlinin bir ölçüde teveccühünü kazanmış. Bu teveccühün önümüzdeki üç yılda artacağını kestirebiliyorum. Neden, biraz bahsedeyim… İzmir, salgının dışında bu süreçte ciddi orman yangınları, sarsıcı ve yıkıcı bir deprem ve yüzyılın en büyük sel felaketini yaşadı. İzmir, bu süreçte küçük çapta olsa da tsunami ve hortumla da karşı karşıya geldi! Çok şükür, ki İzmirlilerin büyük dayanışması sayesinde bütün felaketlerin üstesinden gelindi. İzmir Büyükşehir Belediyesi bu süreçte kriz belediyeciliğinin adeta kitabını yazdı. İzmir, gönüllülük kavramını, dayanışmayı hatırladı ve en üst düzeyde hayata geçirdi. Dahası, İzmir Büyükşehir, felaketler zinciri içinde Amerikalıların deyimiyle “hem yürüdü, hem çiklet çiğneyebildi”. Yani, bir yandan krizleri aşarken, dayanışmayı örgütlerken ve dirençli kent özelliği kazanırken bir yandan da temel hizmetlerini aksatmadan sürdürdü. İZSU, İZBETON gibi kuruluşlar salgında çok önemli altyapı çalışmaları gerçekleştirdi. Narlıdere metrosu ilerledi, Çiğli tramvayı start aldı. Tarımda önemli gelişmeler gerçekleştirildi. Burada her şeyi tek tek sayacak değilim. (500. günde Bizİzmir platformunda dijital ortamda yayına giren, kaleme aldığımız “İlk Beş Yüz Gün” elektronik kitabında ayrıntılı bilgi var)
İki yıl onca felakete karşın onca iş başarılmışsa, önümüzdeki üç yıl İzmir bu itkiyle çok mesafe alır. Bunu kestirmek zor değil. Çünkü Soyer, şimdi artık gaza basacaktır. Vitesi yükseltecektir. Maslahat kırıntılarına yüz vermeyerek, temposuna ayak uydurabilecek kadrolarla azami başarıyı yakalamak isteyecektir. Soyer, “57’den 61’e gelmek iyi ama neden 68 olmasın?” diyecektir.
8 Nisan’la ilgili son söz şu olsun: Bu hikayenin bir parçası olmak, bir harfi olmak güzel.
