Mavi Vatan Kimin Doktrini?
Mavi Vatan’ı ilk olarak 2006’da kumpasa dahil edilerek Deniz Kuvvetleri’nden uzaklaştırılan E. Tüma. Cem Gürdeniz kavramsal olarak isimlendirdi. Türkiye’yi Anadolu platosuna hapsetmeyi ve denizlere kapatmayı amaçlayan Batı’nın Sevilla Haritası Mavi Vatan’ın telaffuzundan iki yıl önceydi.
“2006 SONRASI BİR SEMBOL”
Gerisini Gürdeniz anlatsın: “Deniz Kuvvetleri söz konusu jeopolitik alanlarda çıkarlarımızı korumak için Mavi Vatan sahiplenmesini başlattı. Karadeniz Uyumu Harekatı, Akdeniz Kalkanı Harekatı, Ege^deki temposu ve çapı artan harekatlar, MİLGEM başta olmak üzere milli savunma sanayiinde kendine yeterlilik hamleleri ardı ardına geldi. (…) Kumpas davaları, başta Balyoz davası olmak üzere donanmanın üzerinden silindir gibi geçti. Mavi Vatan’ın sahiplenilmesinin ikinci safhası Hasdal ve Silivri hapishanelerinden başladı. Mavi Vatan, 2011 baharında Silivri’deki mahkeme salonunda telaffuz edilmeye başlandı. (…) Hükümetin, 15 Temmuz darbe girişimi sonrası Mavi Vatan’ın farkına varması, 2020 yazına kadar başta gambot diplomasisi olmak üzere çıkarlarımızı aktif olarak koruması, sahiplenmenin dördüncü safhasını başlattı.(…) 2006 sonrası bir sembol, bir kavram, bir doktrin haline gelen Mavi Vatan, sadece Türkiye’nin değil, Türk dünyasının da okyanus ve denizlere çıkış alanıdır. Mavi Vatan, denizdeki Misak-ı Milli’dir.”

SEVİLLA HARİTASI, 1919 İŞGALİNİ ÇAĞRIŞTIRIYOR
Sevilla Haritası, emperyalist batının Yunanistan’ı tıpkı 15 Mayıs 1919’da kullanmaya başladığı gibi şimdi yeniden ve bu kez deniz yetki alanlarımızı kapatmak için, Türkiye’yi neredeyse denizde Antalya Körfezi’nden ibaret görerek gündeme getirdiği ve hayata geçirmeye çalıştığı bir konsepttir.
Emekli Amiral Cihat Yaycı’nın çizdiği Türkiye-Libya arasındaki deniz yetki alanları haritası, Gürdeniz’in kavramsallaştırdığı; temellerini Atatürk’ün attığı, 6. Cumhurbaşkanı Fahri S. Korutürk’ün Deniz Kuvvetleri Komutanı iken güçlü bir şekilde hatırlattığı bir doktrinin günümüz konjonktüründe ve koşullarında güncellenmesinden başka bir şey değildir. Hayıflanmamız gereken, 2. Dünya Savaşı süreci ve akabinde imkansızlıklardan ve ayrıca Korutürk’ün Deniz Kuvvetleri Komutanı olduğu 1954-57’lerden 1970’lerin başlarına kadar bırakın deniz yetki alanlarını, münhasır ekonomik bölgeyi; kıta sahanlığı vb. konularda bile duyarlılık eksikliğinden pasif kalmamızdır. Korutürk, Cumhurbaşkanı olduğu 1973 Nisanı’ndan başlayarak çıkarma gemilerini organize ettirerek amfibik bir harekatın önemli bir unsurunu tamamlatıp Kıbrıs Barış Harekatı’nın önünü açtı, hayalindeki deniz adımlarının atılmasında rol oynadı. Ecevit’in dış politika aklı olan Girit kökenli hocam Prof. Dr. Haluk Ülman da Kıbrıs, Ege, kıta sahanlığı, FIR hattı vb. konu başlıklarında ufuk açıcı oldu. Ecevit’in sismik araştırma gemisi Hora o süreçte Mavi Vatan için devreye girdi.
Denizlerle ilgili Lozan’dan kalan ciddi bir meseleyi çözen Montrö sürecinde de Büyük Atatürk’ün tensibiyle rol alan ve soyadını da Atatürk’ün verdiği Korutürk’e döneceğim, ama önce adı konulmamış deniz yetki alanları-münhasır ekonomik bölge vb. kavramların oturduğu stratejik yaklaşımı ortaya koyan Kurtuluş’un ve Kuruluş’un önderi Mustafa Kemal Atatürk’e bakalım… Aşağıdaki pasaj, Atatürk’ün 1 Kasım 1937’de TBMM’nin 5. Dönem 3. Yasama Yılı açış konuşmasından:
“TÜRK’ÜN BÜYÜK MİLLİ ÜLKÜSÜ”
“Liman işlerinde modern ve planlı bir çalışma ve tarifelerde ucuzluk yapılmasının verimli sonuçları, ticarette dikkati çekmiştir. Bu yolda devam edilmesinde yarar olacaktır. Ekonomik yapımızdaki gelişme, deniz ulaşım araçları ihtiyacını her gün arttırmaktadır. Yeni sipariş edilen gemilerden bir kısmı, önümüzdeki ilkbaharda gelmiş bulunacaktır. Fakat bunlar, bugünden görülmekte olan ihtiyaca cevap verecek sayı ve büyüklükte değildir. Yeni gemiler inşa ettirmek ve özellikle eski tersaneyi ticaret filomuz için hem tamir hem yeni inşaat merkezi olarak faaliyete geçirmek için gerekli araçları sağlamak zorundayız. Şu günlerde, yüksek Meclise, su ürünleri ve Deniz Bank hakkında bir tasarı gelecektir. Konunun yüksek ilginizi çekeceğinden şüphe etmiyorum. Arkadaşlar, en güzel coğrafi konumda ve üç tarafı denizle çevrili olan Türkiye, endüstrisi, ticareti ve sporu ile, en ileri denizci ulus yetiştirmek yeteneğindedir. Bu yetenekten yararlanmalıyız. Denizciliği Türk’ün büyük milli ülküsü olarak düşünmeli ve bunu en kısa zamanda başarmalıyız.”
Öngörüye bakar mısınız? 82 yıl önce yaptığı konuşmada yönetici elite verdiği ev ödevine ancak şapka çıkarılır. 82 yıl sonra bugün hala Denizcilik ve Balıkçılık Bakanlığı olsun mu olmasın mı diye tartışıyoruz!
Şimdi Korutürk’e dönebiliriz. Onun Deniz Kuvvetleri Komutanı iken yaptığı konuşmalardan pasajlar aktaracağım ki (Prof. Dr. Hikmet Özdemir’in biyografi niteliğindeki “Fahri S. Korutürk” adlı kitabından aldım), aslında Atatürk’ün veciz sözlerini hatırlatır niteliktedir.

KORUTÜRK’ÜN HATIRLATMALARI
Ora. Korutürk, Deniz Kuvvetleri Komutanı iken 1959’da olası bir gereklilik için çok öngörülü olarak şöyle diyor:
“Donanmamız Marmara Denizi donanması halindedir. Bu donanmayı biz Akdeniz ve Karadeniz donanması haline getirebiliriz. Örneğin muhripleri şimdiden İskenderun’a gönderip orada eğitim yaptırmalıyız. Denizaltı gemileri de Karadeniz Ereğlisi’nde çalışabilirler.”
Korutürk’ün daha da açımlayıcı ve Mavi Vatan’ın Atatürk’ün attığı doktrinel temellerini hatırlattığı, Cumhuriyet Senatosu’nda Kontenjan Senatörü iken yaptığı bir konuşma da şöyledir:
“Filhakika bu memleket, milli sınırları ile tekrar Karadeniz’e ve Akdeniz’e kavuşmuştur. Fakat bütün deniz sanayi ve fabrikalarımız, tersanelerimiz ve kıyılarımızın sadece bu coğrafyanın bir köşesinde bulunan Marmara’ya sığınmış bulunmasının zaafına dikkati çekmek isterim. (…)
Marmara, bugün coğrafya dışında hukuk anlayışında bir deniz bile değil; İstanbul ve Çanakkale Boğazları kompleksine dahil bir su geçidinden ibarettir ve arz ettiğim şekilde Türkiye’nin sadece bir köşesidir. Akdeniz’de kıyısı olmayan devletler, denizleri, boğazları ve kıtaları aşarak bu denize girmişler ve bu denizin sulhunda ve sükununda iddia sahibi olmuşlardır. Türkiye’nin dünya ile irtibatı üstünde ve Türkiye’nin açık deniz yolları üzerinde cereyan edecek her türlü çekişmede elbet bir söz sahibi olması gerekecektir. Bu bakımdan Türkiye’nin başkalarına taarruz emeli beslemeden, kendi coğrafyasının kendisine verdiği hakka ve zorunluluğa uyarak bir Akdeniz devleti olmayı, siyaset planlamasının da baş düstur olarak kabul etmek zorunluluğu vardır. Tabiatıyla, deniz harp bahriyesinin gücünü ve vasfını, bu plan hedeflerine göre, deniz menfaatlerine göre, deniz menfaatlerini dünya deniz yolları ile olan bağlarını koruma gayesi tayin edecektir.
Memleketin kalkınmasında sanayileşmek nasıl zorunlu görülmüş ve bütün siyasi partiler ve hemen bütün vatandaşlar bu zorunluluğu nasıl kabul etmişlerse, bu kalkınmada deniz menfaatlerinin ve dünya denizleri ile olan bağların korunmasındaki kıymet de bütün siyasi partiler ve bütün vatandaşlar tarafından bir gün elbet daha çok benimsenecektir.”
“DONANMASIZ ANADOLU OLMAZ”
Korutürk, daha ne desin! O perspektif ki kuşkusuz gelişmelerde önemli bir itki oluşturmuştur. Hora’larla başlayan sismik araştırma gemileri, MİLGEM’ler o perspektifin sonucudur. Artık denizlerdeki uyanış asla durdurulamaz. Atatürk’lerin, Korutürk’lerin perspektifini kılavuz edinen asker-sivil denizciler bu uyanışı ileriye taşırlar. Bu uyanışa hiçbir siyasi irade karşı koyamaz, emperyalizmin Sevilla Haritaları da vız gelir tırıs gider.
Atatürk koysun son noktayı yazıya; “Donanmasız Anadolu olmaz”.
XXX
Not: Fransız Siyasi Araştırmalar Enstitüsü “Sciences Po Aix”2in 3-4 Aralık’ta Doğu Akdeniz’le ilgili panele Yunanistan ve Mısır Dışişleri Bakanı ile davet edilen Cem Gürdeniz’e yurtdışına çıkış izni verilmiyor! O panelde Türk tezleri, Mavi Vatan dokrini dile getirİlemeyecek! Ancak Yunan Dışişleri Bakanı Türkiye’ye karşı tek taraflı şekilde sallayacak! Siyasi iktidar bu tutumuyla mı Türkiye’nin denizlerdeki haklarını savunacak?
