Gelecek Aşkı

Çocukluk elbette hepimizin altın çağı. Bir şeyi tam olarak anımsayamamak ona istediğimiz anlamı yükleme olanağı verdiği için üstünden zaman geçtikçe çocukluğumuzu daha çok unutur, daha çok anlam giydiririz. Bu da onu yaşlandıkça yaşantımızın efsane çağı yapar. Bunu bir yana bırakıyorum.

Herkesin dilinde, kaleminde bir eski zaman güzellemesidir gidiyor. Uzunca zamandır böyle. Saçma sapan reklamlardan anlamsız oyunları anımsatan nesnelere kadar, tabi bir de bayramlara güzellemeler yapılıp duruyor. Diyelim eski bayramlarda evlerin bahçesinde hayvanların kesilip işe yaramaz organlarının bahçeye gömülmesinde nasıl bir hasretlik olabilir? Amonyaklı sıvı bulaşık deterjanı nasıl olur da insanların içini ısıtır? Kukalı saklambacı çevrimiçi oyunlardan daha eğlenceli kılan ne olabilir?

Örgütlü olmaktan uzak toplumun bireyleri yarına hep korkuyla, ürkerek bakar ve bilgisine sahip olduğu, başına gelen badireleri başarıyla atlattığı geçmişe özlem duyar. Bu aslında yarına karşı hazırlıksız olmaktan ileri gelen çaresizlikten başka bir şey değil. Diğer yandan, dünden bugüne kum saatinde aşağı doğru akan tanecikler gibi azalan bir başka güç kaynağımız var. 
Bugünün eskisinden dem vuranların çok yüz yaşında olmadıklarını göz önünde bulundurursak her yerde gördüğümüz bu geçmişe özlemde geriye gittikçe arttığını gördüğümüz tek makul olgu Atatürk Devrimleri olmakta.

Ulu Önder’i kaybettiğimiz sırada dünyanın girdiği burgaç Türkiye’nin de savrulmasına yol açtı ve bu savrulma ile birlikte aynı kum saatindeki kum taneciklerinin akması gibi günden güne Atatürk’ün azaldığı bir ülkede yaşamaya başladık. Her gün uyandığımızda düne göre birkaç kum tanesi daha akmış oluyordu. 6 Ok sandıklara kapatılıyor, kalpaksız Kuvvacılar katlediliyor, gericilik artıyor, emperyalizm coşuyordu. Ülkemizi, yurttaşları bir arada tutan değerler elden gittikçe komşu komşuya yabancılaşıyor, Maraş’ta, Sivas’ta, Erzincan’da, Çorum’da, Tunceli’de, Hakkari’de, Diyarbakır’da kurulan tezgâhlarda komşular birbirine zarar veriyordu.

Bu geçmişe özlem duygusunun neden var olduğunu ararsak, bulacağımızı düşündüğüm yanıt Atatürk ve O’nun devrimleridir derim.

Öyleyse artık kum saatini çevirmek ve Atatürk Devrimlerinin yeniden Türkiye’yi kucaklaması zamanı gelmiştir. Geçmişe bir pazarı tutkunluğuyla sarılmak yerine gelecek aşkını Atatürk Devrimleriyle duyma zamanıdır!