folkart, orion,

O zirveden kriz yönetme niyeti çıktı!

Erdoğan-Biden görüştü nihayet G-20 Liderler Zirvesi için bulundukları Roma’da… 10 Büyükelçi krizinin ardından ve ABD Büyükelçisinin Cumhuriyet Bayramı tebrik kabul törenine akredite edilmemesinin hemen ertesinde gerçekleşen 70 dakikalık görüşmede krizlerin çözülmesi beklenemezdi ve nitekim kimse de geri adım atmadı. Ancak, anlaşılıyor ki, aktüel krizlerin altı çizildi, aşılması yolunda temenniler ve dilekler dile getirildi. Her iki taraf beklentisini ortaya koydu. Dışarıya yansımayan ABD talepleri ve beklentileri de olabilir, mümkündür. Ancak Türkiye’nin talep ve beklentlerinin hepsi açık. Bilinen konu başlıkları. Kısacası, krizler masada fakat her iki tarafa bu defa krizi yönetme konusunda niyetli gözüküyor. ABD açısından Türkiye’yi “Batı” konsepti içinde tutmanın hala önemini koruduğu anlaşılıyor. Erdoğan’ın da ekonomik kırılganlık kaygısı başta olmak üzere, ABD’nin emperyal gücünü dikkate alarak  “Eyy Amerika!” hizasından geri çekildiği görülüyor.

F-35 projesinden çekilmenin karşılığında ve ödenen paraların trampa edilmesiyle F-16 pazarlığı sonuca bağlanmadı zirvede. Biden, “Bakalım…” dedi sadece. Erdoğan’ın PKK-PYD’ye ilişkin serzenişine de Biden aynı şekilde karşılık verdi. Biden’in yaklaşımı, “ümit verme ve diyalog içinde kalma” olarak özetlenebilir. Kısacası Roma’daki Türk-Amrikan zirvesinin tek olumlu tarafı görüşmenin yapılmış olması! Yakın dönemdeki aktüel krizlerin ötesinde Türk-Amerikan ilişkileri hep vurguladığım gibi bir yüz yıllık “kronik krizler, çatışma alanları” demek… 1923’te Lozan’da imzalanan fakat Amerikan Senatosu’nun onaylamadığı  Dostluk ve Ticaret Anlaşması sonrasında, ABD Ankara’ya 1927’ye kadar büyükelçi göndermemişti. İlk düğmeyi yanlış ilikleyen ABD olmuştu. 1939’a kadar da ikili ilişkiler “modus vivendi” ile gitti. Yani, pamuk ipliğinde… Sonrası malum, Kıbrıs krizi ve Jonhson Mektubu, 1974 ambargosu; hep kriz hep gerilim hep çatışma… Çuvala kadar gelen süreç…. Arada NATO üyeliği ve Kore Savaşı var.

 ABD Başkanlarının hepsi kabullerde konuşur, söyler; “Biz beraber ne güzel Kore’de birlikte savaşmıştık” nakaratını yineler dururlar. Demek isterler ki Türk yetkililere; “Sorun çıkarmayın, askerinizi emrimize verin, bölgedeki çıkarlarımıza taş koymayın…”

Erdoğan-Biden görüşmesi yüzyıllık Türk-Amerikan ilişkilerinin kronik krizleri ve çatışma alanlarının yanında aktüel krizlerin gölgesinde gerçekleşti. ABD tarihin tekerleğini geriye çevirme gayretkeşliğiyle Ermeni meselesini yapay bir şekilde canlandırma tutumunu hiç terk etmeyecek. Kürtlere hami olma konusunda da geri adım atmayacak. İkisi de NATO üyesi olan Türkiye-Yunanistan arasındaki dengeyi de artık umursamaz gözüküyor ki habire Yunanistan topraklarında Doğu Akdeniz’dek dengeleri de etkileyecek şekilde askeri yığınak yapıyor.

XXX

Öte yandan Türkiye, hangi iktidar işbaşında olursa olsun iki kutuplu dünyadaki ABD-Sovyet dehşet dengesinin koşullarındaki gibi davranamaz. Soğuk Savaş artık çoktan bitti ve yeni bir dünya var. Türkiye, haddini ve boyunu bilerek Atatürk’ün “Yurtta Barış Dünyada Barış” ilkesi doğrultusunda onurlu ve aktif bir dış politikayla bölge merkezli bir anlayışla adımlar atarak çok yönlü fakat dengeli ilişkileri sürdürmek durumundadır.

ABD emperyal bir güç olarak stratejik bir müttefikimiz olamaz, kadiri mutlak da değildir ancak küçülen dünyada itişmeyi minimize ederek ilişkilerin sürdürüleceği bir partner durumundadır. Türk-Amerikan ilişkilerinde kabul edelim ki belirleyici nokta Suriye’nin kuzeyinde ABD’nin hamiliğinde kurulmak istenen garnizon devlettir. Türkiye, Suriye ve Rusya ile anlaşarak Suriye’nin toprak bütünlüğü ve siyasi bütünlüğü doğrultusunda ABD’nin bu coğrafyadan çıkarılmasını sağlayabilirse 2011’den itibaren yaptığı yanlışları da düzeltme yoluna sokmuş olacaktır.  ABD bu tutum karşısında direnebilir mi? Direnmek ister mi? Mutlaka ister ama direnemeyebilir…

XXX

Kısacası Türk-Amerikan ilişkisi zor bir ilişki. Tarihten gelen krizler ve eklenen aktüel krizlerle ilişkinin yürütülmesi zor. Diplomasi ise zor da olsa ilişkileri sürdürme sanatı. Ankara’nın bir an önce yumuşak güç unsurlarını öne alan bir çizgide yürümeye başlaması, kırılan ekonomisini toparlayarak üretimini arttırıp ihracatını çok yönlü ilişkilerine yayması; Suriye’de normalleşme ve siyasi birliğin gerekleri için adımlar atması, komşularıyla ilişkilerini geliştirmesi gerekiyor. Ki, ABD ile ilişkilerde, krizlerde eli güçlü olsun.