folkart, orion,

Sinsi şiddet!

“Nesli tehlike altındaki caretta carettaların Akdeniz’deki en büyük yuvalama alanı olan Belek Turizm Merkezi’nin Boğazkent kısmında, yaklaşık 1000 metrelik sahil, iş makineleri ve traktörler ile tarla gibi sürülerek düzleştirildi. Kum tepeleri yok edilen kumsalda caretta carettalara ait 50 yuva, sürme ve düzenleme işlemi sonrası kayboldu.”

Bu cümle, indigodergisi.com’da karşıma çıkan, ‘Caretta Caretta yuvalarının bulunduğu sahili tarla gibi sürdüler’ başlıklı haberin ilk cümlesi.

Talan, rant ya da siyasi temelli tespitlere girmeyeceğim. Derdim, siyasetten daha gerçek çünkü.

İnsanın küçük yaşta gördükleri, dinledikleri, kokladıkları, temas edip edemedikleri, hatta belki yiyip içtikleri… Tüm bunlar şekil veriyor her birimize.

Hangi duyguyu işlersen bir çocuğun zihnine, o tohumdur ve filizlenir ya… Şefkat verirsen şefkati öğrenir, şiddet uygularsan şiddeti… Seversen o da sever, gülersen o da güler. Bir çocuğun rol modeli kimse, tohum onun elindedir.

Çocuk sahibi değilim. Yalnızca izleyici olduğum söylenebilir. Arkadaşlarımın çocuklarının büyüme süreçlerine tanıklık edebildiğim kadarıyla gördüklerim ve bildiklerim var. Bakışlarında ilk günkü saflığı koruyan çocukları görünce kalbim büyüyor sanki ve umutlu karakterime su serpiliyor. Çocuklarıyla doğada zaman geçiren ailelere ise daha coşkulu bir sevgi besliyorum. Hafta sonu tek bir gün bile olsa çocuğunu alıp çayıra, çimene giden, bir ağaç gölgesinde zaman geçiren ya da doğayı, doğadaki canlıları anlatan ailelerin mini mini yavruları umudum oluveriyor.

Çünkü hepimizin bildiği gibi ‘ağaç yaşken eğiliyor.’

Kendisinden başka da her canlının yaşam hakkı olduğunu bilerek büyüyen çocuklar, gelecekte de kimsenin yaşam hakkını elinden almıyor. Şiddet yalnızca birinin ağzını burnunu dağıtmakla olmuyor çünkü. Şiddet bazen, hiç ses çıkarmadan, sinsi sinsi can yakmaya devam ediyor! Bense şefkatin galip geleceği günlere dair umudumu korurken bir yandan da herkes için tertemiz ve ‘şiddetsiz’ bir gelecek diliyorum.