folkart, orion,

ATATÜRK’ÜN İKİ YUMUŞAK GÜÇ ZAFERİNDEN BİRİ

Montrö tartışmalarıyla ilgili birkaç not düşmeliyim. Diyelim ki, TBMM Başkanı Prof.Dr. Şentop’un dili sürçtü… Dervişin fikri neyse zikri de oymuş, ama neyse… Diyelim ki, Kanal İstanbul projesi de Montrö’den bağımsız… Amerikalılar'ın Ukrayna’ya sanki hiç Montrö Boğazlar Sözleşmesi yokmuş gibi savaş gemisi gönderme açıklamasını nereye koyacağız? Hem bu atraksiyonlar yeni değil ki?

ABD’nin Kesilmeyen ‘Karın Ağrısı’

Bakın geçen yıl ABD’nin 24 Temmuz 2020’de, Türkiye’deki büyükelçiliğinin attığı tweet’ine:

“Çok sayıda ortak&dost ülke, Karadeniz’deki #ExerciseSeaBreeze adlı tatbikatta birlikte yer aldı. Tüm bu milletlerin, Karadeniz’in dünyanın tüm milletlerine açık ve serbest olması umuduyla 20.’si gerçekleştirilen tatbikatta bir araya geldiğini görmek son derece etkileyici.”

Daha ne desin ABD! Bu son derece ‘diplomatik’ ifadenin karnını yardığımızda ise demek istediği şu:

“Sadece tatbikatlarda izinli olarak değil, Karadeniz’in Montrö Boğazlar Sözleşmesi engeli olmaksızın daimi olarak serbest olması umudumuz var, isteğimiz var.”

Şu notu da düşmezsem olmaz; malum, Montrö Boğazlar Sözleşmesi, Lozan’da 1923’te çözülemeyen Boğazlar meselesini çözdü. Yani, Montrö, Lozan Barış Anlaşması’nın devamı. Eski deyimle, mütemmim cüzü. Asıl düşmek istediğim not şu; ABD, Lozan’da masadaydı ama taraf olarak değil, “gözlemci” olarak. Haliyle, Montrö’de de masada olamadı. Sözün özü, Montrö, ABD’nin bir ‘karın ağrısı’. Ne yapıp edip bu ‘karın ağrısından’ kurtulmak istiyor. Bu konudaki “umudunu” korumak istiyor.

6. Cumhurbaşkanı Korutürk’ün uyarısı

Bir not da 6. Cumhurbaşkanı Fahri S. Korutürk’ten düşeceğim. Lozan’ın devamı olan Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin müzakere heyetinde henüz genç bir denizci kurmay subay iken Atatürk’ün direktifiyle yer alan, sonra Deniz Kuvvet Kuvvetleri Komutanı ve sonra da 6. Cumhurbaşkanı Fahri S. Korutürk’ün cumhurbaşkanı iken 20 Ekim 1976’da yaptığı bir uyarı bugün de son derece geçerli:  

“Montreux konferansı hükümlerine bütün siyasetçilerin çok yakından ilgi göstermelerinde ve bu hükümlerin inceliklerine bilgi edinmelerinde mutlak bir zaruret mevcuttur.”

6. Cumhurbaşkanı Korutürk, bu uyarıyı durduk yerde yapmamıştır. Çünkü o zaman da ABD’nin Montrö’den canı sıkılıyordu, şimdiki gibi.  

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın dediği

Cumhurbaşkanı Erdoğan emekli amirallerin duyurusu sonrasında yaptığı açıklamada, “Şimdilik Montrö’nün değiştirilmesinin söz konusu olmadığının” altını çizdi. Ancak keşke “ileride gerektiğinde lehimize olacaksa revize edebileceğimiz” bahsine hiç girmeseydi. Diplomatik açıdan sakıncalı olduğu kanaatindeyim bu ifadenin. Birkaç nedenle sakıncalı. Birincisi, Montrö’ye en çok bizim ihtiyacımız var, en çok bize lazım; kapı gibi bir tapu senedi. Durduk yerde neden gerekirse ileride değiştirmeyi telaffuz edelim? İkincisi, başkalarını neden heveslendirelim? Üçüncüsü, BM üyesi devletler her gün yatıp kalkıp önemli sözleşme ve anlaşmaları ileride bir gün gerekirse değiştirmekten bahsetse dünyanın hali nice olur?

“Kanal İstanbul, ‘Montrö’deki Tarifin Dışında’ Diyebilirler”

Demek ki neymiş? Montrö’nün tartışılması ve Kanal İstanbul’daki ısrar bazılarının “umutlarını” yeşertebilirmiş. 6. Cumhurbaşkanı Korutürk’ün yukarıdaki uyarısını bu bağlamda hatırlamak şart.

Bakın önceki Donanma Komutanlarından E. Ora. Nusret Güner Cumhuriyet’ten İpek özbey’e konuşarak şunları söyledi:

“… Kanal İstanbul, ilk bakışta Montrö Sözleşmesi dışında olarak değerlendirilebilir. Zaten sorun da bu. Karadeniz’e çıkmak isteyen ama Karadeniz’e kıyısı olmayan ülkeler (örneğin ABD), bizim müsaadenizle ücretini de ödeyerek buradan rahatça girip çıkabilir. ‘Biz Montrö’yü delmedik ki, Kanal İstanbul, Montrö’deki tarifin dışında’ diyebilir.

Diğer taraftan, Türk boğazları tarifi içinde olmasa da örneğin Rusya ‘Montrö sözleşmesinin amacı Karadeniz’e kıyıdaş ülkelerin güvenliğidir’ deyip, ‘Kanal Montrö kapsamındadır’ diye de iddia edebilir, yani aynı Montrö sınırlandırmasını ister. Tabii kanal yapıldıktan sonra geçiş şartları için 1982 Deniz Hukuku sözleşmesi de devreye girebilir. Sonuç olarak Montrö sözleşmesi tartışmaya açılır.” (Cumhuriyet, 10 Nisan 2021, “Kanal’dan geçip ‘Montrö’yü delmedik’ diyebilirler”)

Bu noktada faşist Hitler’in Montrö’den dolayı eli kolu bağlanan Almanya’nın denizaltılarını birkaç parçaya ayırıp Tuna üzerinden Karadeniz’e soktuğunu ve SSCB’yle savaşında kullandığını da unutmayalım.

 

“Atatürk Giderken Montrö’nün Anahtarlarını da Götürdü”

Bugün ABD ister Montrö’nün sulanmasını, gevşemesini, yarın Rusya. Nitekim Rusya, SSCB döneminde istemiştir de! O zaman tweet olmadığı için bakın nasıl istemiş: İsmet İnönü’nün Cumhurbaşkanı olduğu dönemde Dışişleri Bakanı Şükrü Saraçoğlu SSCB’yi ziyaretinde Komünist Parti Genel Sekreteri Josef V. Stalin’ce de kabul edilir. Stalin, Saraçoğlu’nu kollarını açıp sıcak bir şekilde karşılar ve gülümseyerek, “Umarım Boğazların anahtarlarını da getirmişsinizdir,” der. Saraçoğlu’nun yanıtı ise tüm diplomatlarımıza ders niteliğindedir: “Maalesef Ekselansları; Mustafa Kemal Atatürk anahtarları beraberinde götürdü.”

Tıpkı Suriye ile yapılan Adana Mutabakatı’nı hatırlattığı gibi Montrö’yü de bugün işine öyle geldiği için bize hatırlatan Rusya Federasyonu’nun derdi, Ukrayna’nın yardım alamaması ve Kırım’ı kolaylıkla ilhak etmesi.

 

Monrö de Lozan Gibi Tapu Senedi

İşte Montrö bu kadar önemlidir. ABD’nin ve Rusya’nın Karadeniz’deki heveslerini gemlediği ve Karadeniz girişinden Ege’ye açılana kadar İstanbul Boğazı’nı-Marmara Denizi’ni-Çanakkale Boğazı’nı olduğu gibi “Türk Boğazları” olarak egemenliğimize verdiği, yabancı savaş gemilerine kısıtlama ve kontrol getirdiği için. Atatürk’ün büyük diplomatik öngörüsüyle, silaha başvurmadan, yumuşak güçle, uluslararası hukuka dayanarak ve uygun koşullarda hamle yapmasıyla hayata geçen Montrö Boğazlar Sözleşmesi Lozan’la birlikte Türkiye Cumhuriyeti’nin “tapu senedi”dir. Montrö, Atatürk’ün Hatay’la birlikte iki yumuşak güç zaferinden birisi olarak tarihe geçmiştir.