Bir insan ömrü
Tarih, ömrü bitene kadar yaşadıktan sonra yeniden bir ömür yaşayan canlıya tanıklık etmemiştir. Yoktan var olma ve vardan yok olma söz konusu olmadığına göre ömrünü tamamlayan her canlı dönüşür. Canlılar özlerini değiştiren dönüşümlerle varlıklarını sürdürürken cansızlar biçim değiştirerek sürüp gidiyor. Dünyadaki su miktarı hiç değişmiyor. Dolayısıyla, kötü politikacımız ve büyük ozanımız Zülfü Livaneli’nin sorduğu soru buradadır; bir insan ömrünü neye vermeli?
Genel açısından baktığımızda kimin ömrünü neye verdiğinin hiç önemi yoktur. Bu, insanın uğruna çabaladığı şeyi başarıp başarmamasıyla ilgili değildir. Siz çok çalışıp ateşi kontrol altına alıp kullanmayı başarmış, tekerleği icat etmiş olabilirsiniz. Bu başarılarınız sizi çok ünlü de yapmış olabilir. Fakat bugün kimse çakmağını yakarken sizi düşünmez. Çakmağı yakan, çakmağı bulan kişiyi de düşünmez. Elbette bunları bulanlar büyük mutluluklar yaşamıştır. Geriye adları değil eserleri kalmıştır. Nasıl öldüklerini bilmeyiz bile.
FETÖ kumpası Ergenekon tertibinin, sayın Oktay Yıldırım’a anlamsızca verilen cezayı ayrı tutarak, sona erdiğini açıklayan, beraat veren mahkeme kararı Sivas’ta yapılan katliamın yıl dönümüne denk geldi. Türkiye’nin genel olarak konuyu ideolojik ve iktisadi kalıntılar nedeniyle doğru tanılamakta gelgit yaşadığı noktada çakmağı veren, Madımak ateşini yaktıran, Ergenekon kumpasını kuran aynı odak karşımızda durmaktadır.
Çakmağı çakanlar suçludur.
Madımak olsun Ergenekon olsun eline çakmak ya da iddianame geçiren birilerinin kişisel eylemi değildir. FETÖ elebaşı Amerika Birleşik Devletlerinde CIA ajanlarının yargıçlarda ricacı olmasıyla muhafaza edilen bir araçtır. Bu araç kullanılarak Türk yargısı üstünden Türk Devletine, Türk Ordusuna, Türk Basınına, Vatan Partisine bir operasyon yapılmıştır. Operasyonu Amerika Birleşik Devletleri Türk yargısı, polisi, basını içine yerleştirdiği elemanlarıyla yürütmüştür. Kumpas, yaklaşık 8 yıl sürdükten sonra Türk Milleti’nin dirayetiyle Silivri zindanlarında çökertilmiştir. Attila İlhan’ın ‘Kurtlar Sofrası’ adlı romanında başkahramanına Gazi Paşa’ya atıfla söylettiği biçimiyle “ve Bastille bir gün bir gece hak ile yeksan oldu”. Bu yerle bir olma sırasında devlet, ordu, polis, yargı içinde araçları kullanan asıl iradenin adını koyma konusunda bir ikirciklenme kalmadı. Düşman emperyalizmdi, yani Amerika Birleşik Devletleri idi.
Buradan 93’e döndüğümüzde ne görmekteyiz? Uğur Mumcu suikastı, Eşref Bitlis’in sabotajla düşürülmüş olması muhtemel uçağı, Madımak katliamı. Uğur Mumcu’nun katliamıyla ayağa kalkan milyonların ağzına İran düşmanlığı veren, Eşref Bitlis’in şehit olmasını meteorolojiye atıp Irak’ın bölünme senaryosunu Türkiye’ye vardıran, Madımak Katliamı sonrasında terör örgütü PKKya Başbağlar katliamı yaptırıp halkı birbirini boğazlamaya iten nedir sorusunu sormak gerek. Anımsatayım, 93 yılında akıllı telefon, internet filan olmadığı gibi gazete dağıtımı bile sorunsuz değildir henüz. Kitleleri sosyal medya, televizyon, gazete üzerinden harekete geçirmek, cikleyerek yönlendirmek olanaklı değildir. Alanda, ciddi kaynaklar, varlıklar kullanarak çalışma yürütmek gerekmektedir. Özel araç sayısı, tarifeli otobüs seferleri demiryolu ve havayolu ulaşımı bugün olduğu gibi değildir. Pozantı yolundan her gün kaza haberi gelir.
O günlerde failin Amerikan emperyalizmi olduğunu ilan edenlerin hakkını teslim edecek toplumsal özgüven, devlet kapasitesi, bağımsız istenç olmadığından olsa gerek, namus üzerine verilen sözler hep yutuldu. O gün işleyen Amerikan emperyalizmi kumandalı kumpaslara Türkiye 28 Şubat ile güçlü bir yanıt verdi. Didişme Ergenekon tertibiyle bir yeni boyuta evrildikten sonra 10 Mart 2014’te Türkiye artık Amerikan emperyalizmine meydan okuyacak olanaklara kavuştu, FETÖ ezilmeye başlandı. Peşinden 24 Temmuz 2015’te PKK ezildi. Amerika artık kola ile baş gelemeyeceğini gördüğü Türkiye’ye karşı PKK’ya binlerce tır silah ve cephane verdi. Bu verilen araçların neler olduğunu Beşiktaş’ta, Güvenpark’ta, Kayseri’de, Diyarbakır’da defalarca gördük, duvarlara yapışan etlerle.
Bunları kökünü kazımanın, Uğur Mumcu’yu Turan Dursun’u, Eşref Bitlis’i, Hasret Gültekin’i yaşatmanın yolunun Amerikan emperyalizmine, asıl faile meydan okumak olduğunu sonunda anladık, gereğini yaşama geçirdik. Artık bombalar patlamıyor, suikastlar yapılamıyor. Bugünleri yeniden Uğur Mumcular, Turan Dursunlar, Aziz Nesinler yetiştirmek için kullanmak, fabrika yapmak, üretmek, ekip biçmek için fırsat bilmek gerek.
Bir insan ömrünü neye vermeli?
Elbette kine, öfkeye, düşmanlığa değil. Madımak Otelini yakanlar yanında, yakanların da belki hiç anlamayacağı biçimde onları azmettirmiş olan emperyalizm de Türkiye’den yalıtılmış durumda.
Madımak’tan sağ kurtulmasına çok sevindiğimiz Aziz Nesin, iki sene sonra 6 Temmuz günü Çeşme yolunda vatanına, vatandaşına bir sözcük daha aydınlık vermek için giderken kalbine yenik düştüğünde hepimize, bir insan ömrünü neye vermeli sorusunun yanıtını da vermiş oldu.
Büyük yazarımız Aziz Nesin’i, vatanı uğruna canını hiçe saymış büyün aydınlarımızı, kahramanlarımızı saygıyla anıyorum.
Kahrolsun Amerikan emperyalizmi!
Genel açısından baktığımızda kimin ömrünü neye verdiğinin hiç önemi yoktur. Bu, insanın uğruna çabaladığı şeyi başarıp başarmamasıyla ilgili değildir. Siz çok çalışıp ateşi kontrol altına alıp kullanmayı başarmış, tekerleği icat etmiş olabilirsiniz. Bu başarılarınız sizi çok ünlü de yapmış olabilir. Fakat bugün kimse çakmağını yakarken sizi düşünmez. Çakmağı yakan, çakmağı bulan kişiyi de düşünmez. Elbette bunları bulanlar büyük mutluluklar yaşamıştır. Geriye adları değil eserleri kalmıştır. Nasıl öldüklerini bilmeyiz bile.
FETÖ kumpası Ergenekon tertibinin, sayın Oktay Yıldırım’a anlamsızca verilen cezayı ayrı tutarak, sona erdiğini açıklayan, beraat veren mahkeme kararı Sivas’ta yapılan katliamın yıl dönümüne denk geldi. Türkiye’nin genel olarak konuyu ideolojik ve iktisadi kalıntılar nedeniyle doğru tanılamakta gelgit yaşadığı noktada çakmağı veren, Madımak ateşini yaktıran, Ergenekon kumpasını kuran aynı odak karşımızda durmaktadır.
Çakmağı çakanlar suçludur.
Madımak olsun Ergenekon olsun eline çakmak ya da iddianame geçiren birilerinin kişisel eylemi değildir. FETÖ elebaşı Amerika Birleşik Devletlerinde CIA ajanlarının yargıçlarda ricacı olmasıyla muhafaza edilen bir araçtır. Bu araç kullanılarak Türk yargısı üstünden Türk Devletine, Türk Ordusuna, Türk Basınına, Vatan Partisine bir operasyon yapılmıştır. Operasyonu Amerika Birleşik Devletleri Türk yargısı, polisi, basını içine yerleştirdiği elemanlarıyla yürütmüştür. Kumpas, yaklaşık 8 yıl sürdükten sonra Türk Milleti’nin dirayetiyle Silivri zindanlarında çökertilmiştir. Attila İlhan’ın ‘Kurtlar Sofrası’ adlı romanında başkahramanına Gazi Paşa’ya atıfla söylettiği biçimiyle “ve Bastille bir gün bir gece hak ile yeksan oldu”. Bu yerle bir olma sırasında devlet, ordu, polis, yargı içinde araçları kullanan asıl iradenin adını koyma konusunda bir ikirciklenme kalmadı. Düşman emperyalizmdi, yani Amerika Birleşik Devletleri idi.
Buradan 93’e döndüğümüzde ne görmekteyiz? Uğur Mumcu suikastı, Eşref Bitlis’in sabotajla düşürülmüş olması muhtemel uçağı, Madımak katliamı. Uğur Mumcu’nun katliamıyla ayağa kalkan milyonların ağzına İran düşmanlığı veren, Eşref Bitlis’in şehit olmasını meteorolojiye atıp Irak’ın bölünme senaryosunu Türkiye’ye vardıran, Madımak Katliamı sonrasında terör örgütü PKKya Başbağlar katliamı yaptırıp halkı birbirini boğazlamaya iten nedir sorusunu sormak gerek. Anımsatayım, 93 yılında akıllı telefon, internet filan olmadığı gibi gazete dağıtımı bile sorunsuz değildir henüz. Kitleleri sosyal medya, televizyon, gazete üzerinden harekete geçirmek, cikleyerek yönlendirmek olanaklı değildir. Alanda, ciddi kaynaklar, varlıklar kullanarak çalışma yürütmek gerekmektedir. Özel araç sayısı, tarifeli otobüs seferleri demiryolu ve havayolu ulaşımı bugün olduğu gibi değildir. Pozantı yolundan her gün kaza haberi gelir.
O günlerde failin Amerikan emperyalizmi olduğunu ilan edenlerin hakkını teslim edecek toplumsal özgüven, devlet kapasitesi, bağımsız istenç olmadığından olsa gerek, namus üzerine verilen sözler hep yutuldu. O gün işleyen Amerikan emperyalizmi kumandalı kumpaslara Türkiye 28 Şubat ile güçlü bir yanıt verdi. Didişme Ergenekon tertibiyle bir yeni boyuta evrildikten sonra 10 Mart 2014’te Türkiye artık Amerikan emperyalizmine meydan okuyacak olanaklara kavuştu, FETÖ ezilmeye başlandı. Peşinden 24 Temmuz 2015’te PKK ezildi. Amerika artık kola ile baş gelemeyeceğini gördüğü Türkiye’ye karşı PKK’ya binlerce tır silah ve cephane verdi. Bu verilen araçların neler olduğunu Beşiktaş’ta, Güvenpark’ta, Kayseri’de, Diyarbakır’da defalarca gördük, duvarlara yapışan etlerle.
Bunları kökünü kazımanın, Uğur Mumcu’yu Turan Dursun’u, Eşref Bitlis’i, Hasret Gültekin’i yaşatmanın yolunun Amerikan emperyalizmine, asıl faile meydan okumak olduğunu sonunda anladık, gereğini yaşama geçirdik. Artık bombalar patlamıyor, suikastlar yapılamıyor. Bugünleri yeniden Uğur Mumcular, Turan Dursunlar, Aziz Nesinler yetiştirmek için kullanmak, fabrika yapmak, üretmek, ekip biçmek için fırsat bilmek gerek.
Bir insan ömrünü neye vermeli?
Elbette kine, öfkeye, düşmanlığa değil. Madımak Otelini yakanlar yanında, yakanların da belki hiç anlamayacağı biçimde onları azmettirmiş olan emperyalizm de Türkiye’den yalıtılmış durumda.
Madımak’tan sağ kurtulmasına çok sevindiğimiz Aziz Nesin, iki sene sonra 6 Temmuz günü Çeşme yolunda vatanına, vatandaşına bir sözcük daha aydınlık vermek için giderken kalbine yenik düştüğünde hepimize, bir insan ömrünü neye vermeli sorusunun yanıtını da vermiş oldu.
Büyük yazarımız Aziz Nesin’i, vatanı uğruna canını hiçe saymış büyün aydınlarımızı, kahramanlarımızı saygıyla anıyorum.
Kahrolsun Amerikan emperyalizmi!
