Emekli Büyükelçinin Kaleminden Ankara-Abu Dhabi Yakınlaşmasının Şifresi!
Atandığı Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) başkenti Abu Dhabi’de 1982’den itibaren 12 Eylül döneminde yaklaşık üç buçuk yıl süreyle Türkiye Cumhuriyeti’ni Büyükelçi olarak temsil eden E. Büyükelçi Taner Baytok, Facebook hesabında kaleme aldığı değerlendirmede hem o yıllardaki hem de şu sıralardaki sürpriz Türkiye-BAE ilişkilerine ilişkin önemli ayrıntılar verdi. E. Büyükelçi Baytok, değerlendirmesinde Türkiye ve BAE arasındaki yakın ilişki pozisyonunda ABD’nin rolüne işaret etti ve 80’lerdeki görevi sırasında bunu anlayamadığını belirterek o zamanki gelişmeleri kendi başarısına yorduğu için özeleştiride bulundu.
İşte E. Büyükelçi Baytok’un sosyal medya hesabındaki değerlendirme…Düzeltiler tarafımdan yapıldı, ara başlıklar tarafımdan konuldu.
XXX
“1982’de BAE’nin başşehri Abu Dhabi 'ye büyükelçi giderken, Bakanlıkta Siyaset Planlama Genel Müdürü olmama rağmen ben dahil, buraların haritada nerede olduğunu Türkiye'de büyük bir çoğunluk bilmiyordu. Abu Dhabi 'ye vardığımda bu ülkede de Türkiye’nin daha henüz haritada olmadığını görüp üzüldüm. Bu yeni kurulmuş Arap ülkesinin devlet nizamı gelişmemiş olduğundan bürokrasiyi, onları kırmadan bir kenara bırakıp devlet başkanı ve Abu Dhabi Şeyhi Zayed Bin Nayan ve çocukları, Dubai Şeyhi hasta olduğundan iş başındaki çocukları ve Sharjah Emiri ile kurduğum yakın dostluk ilişkileri sayesinde yürüttüm. Sanırım bu gayretlerim sonuç verdi ve ilişkilerimiz o zaman kimsenin hayal edemeyeceği bir seviyeye geldi.
ÜÇ BUÇUK YILDA 27 ÜST DÜZEY ZİYARET!
İki seneliğine gittiğim Abu Dhabi'de üç buçuk sene kaldım. Bu süre içinde BAE Başkanı bana her konuda kendisine gitmemi, başkaları ile zaman kaybetmememi salık verirdi. Şeyh Zayed, De Gaulle zamanında Fransa’yı resmen ziyaret etmiş, bu işi sevmediğinden bir daha kimseye resmi ziyaret yapmamış. Bunun tek istisnası 1984 Ağustos’unda Türkiye ye yaptığı ziyaret oldu. (…) Şeyh Zayed'in, Dışişleri Bakanımız ve Cumhurbaşkanımıza Abu Dhabi’yi bir sene ara ile ziyaretleri sırasında benden memnun olduğunu söyleyerek başka yere gönderilmememi istemesi yüzünden Abu Dhabi’den üç buçuk sene kaldıktan sonra ayrılmam mümkün olabildi. Bu süre zarfında BAE devlet başkanına 27 kez ikili ziyarette bulundum.
Şeyh Zayed’in büyük oğlu Şeyh Halifa alkol bağımlısı olduğundan herhalde, babaları Şeyh Zayed ölünce Abu Dhabi Şeyhliği’ne küçük kardeşi Muhammet getirilmişti. Muhammet ben oradayken İngiliz Harp Akademisi’ni henüz bitirmiş, medeni terbiyeli genç bir kumandandı. Şeyh Zayed’in Türkiye ziyaretine o da katılmıştı.
Türkiye ziyareti sırasında Muhammed 'bana, “Şimdi annemle konuştum, anneme burayı ne kadar methetmişsem ben de Türkiye’ye gitmek istiyorum'' dediğini söylemişti. Nitekim BAE’ye biz döner dönmez Şengün Şeyka Fatima ve heyetini İstanbul’a getirmişti.
Şeyh Zayed’in Türkiye’yi ziyareti benim dönemimin meyvalarının alındığı bir ziyaret olmuştu. Ayrıca başta bütün Araplar, birçok ülkenin yöneticileri ''Biz o kadar davet ettik gelmedi. Türkiye’ye gidiyor'' diye serzenişte bulunmuştu.
Kenan Evren’in iade-i ziyareti sırasında Abu Dhabi’de bir hafta öncesinden bütün ülke Türk bayrakları ile donatılmış, bütün haber programları üç günlük ziyareti dakikası dakikasını marşlar çalarak veya ziyaretin videolarını göstererek yayınlamıştı. Abu Dhabi’deki büyükelçiliğimde hep güzel şeyler olmuş, ihracatımız 10 misli artarken Türk Hava Yolları’nın Dubai ve Abu Dhabi’ye günde bir kez olan seferleri haftada yedişer güne çıkarılmaktan da öte Gulf Air ve Emirates havayolları da Türkiye’ye her gün sefer koymuştu. BAE’den Türkiye’ye gelen ve yüklü para bırakan turist sayısı 50 bine yaklaşmıştı. Abu Dhabi’deki enternasyonel yıllık fuara Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kendi bayrağı ile bir stantta katılmasına rıza gösterilmiştir. KKTC’den getirttiğimiz bir ticaret heyeti Abu Dhabi’de en üst düzeyde yetkililer ile görüşmüşlerdir.
MEĞER YANILMIŞIM
Dediğim gibi, ben uzun zaman buradaki başarımın sebebi olarak kendimi görürken şimdi yanıldığımı anlıyorum. Biz 1982 yılında Bakanlığın değer verdiği bir grup memuru Ortadoğu ülkelerine Büyükelçi olarak gönderirken bunun, Özal hükümetinin politikası olduğu bize söylenmişti. Bunun soğuk harbin bitmesi sonucunda
ABD’nin Türkiye’yi, “genişletilmiş Ortadoğu”, “ılımlı İslam”, gibi parlak isimler altında Türkiye’nin Arap bataklığına itilmesinin bir ABD politikası olduğunu bilememiştik. Ve bu yüzden BAE’de gördüğümüz dostane yaklaşımın da yine bir ABD baskısı ve tavsiyesi ile olduğunu ise hiç düşünememiştim.
GÜNÜMÜZDE DE FARKLI DEĞİL
Bugüne geldiğimizde de değişen bir şey yoktur. BAE’nin diğer Arap ülkeleri ile birlikte karşımıza geçmesinde olduğu gibi, şimdiki Arap ilişkilerindeki yumuşamayı Amerika’nın bu ülkeleri bir piyon gibi kullanmasına bağlamak gerekir. Türkiye 1980’li yıllarda bize ayrılan Abu Dhabi fonundan yararlanmasını hiç bilememişti. Ben bugünkü şartlarda bize yönelen Arap ülkelerinin bize sunacağı yardımlardan hiçbir şekilde yararlanabileceğimizi düşünmüyorum. Benim merak ettiğim bunun karşılığında ABD’ye ne tavizler verdiğimizdir.
Dış politika AKP iktidarında o kadar Arap saçına dönmüştür ki, bugünkü iktidarın hiçbir dış politika ilişkisinde hayırhahlıkla masaya oturtulabileceğini zannetmiyorum.”


