Tiyatro bir aşktır!
Büyük bir aşkı anlatmıştım bir önceki yazımda… Yine aşktan devam edeceğim. Bu kez tiyatro aşkından…
Evet, tiyatro bir aşktır. Büyük bir tutkudur.

Tiyatroyla İlk Tanışmam
Siyaset ve futbolun öne çıktığı lisedeki ilk gençlik yıllarımdan sonra bendeniz tiyatroyla geç tanışanlardanım. Hem de ailede, yakın akrabalarım arasında Nejla ve Süheyla Teyze olduğu halde. Onlar annemin kuzeni, halasının kızları. Haliyle Nejat Uygur da eniştemiz. Süheyla Teyze’yi genç denecek yaşta kaybettik. Tabii Süha ve ikizi Süheyl, Behzat, Kemal ve Ahmet’le de kardeş torunu oluyoruz. Daha çok Süha ile diyalogumuz var. Nejat Enişte’nin Kültürpark’taki büstünün önünden geçerken tabii, hatıralar fışkırıyor… Aklıma neler geliyor neler…
Tiyatroyla geç bir vakitte, üniversiteye başladığım yıl tanıştım. Dostlar Tiyatrosu, Şişli-Osmanbey’de garajdan bozma bir sahnedeydi henüz, Tünel’e geçmemişti. Öğrencisi olduğum Şişli Siyasal’a iki adımdı. Arkadaşlarla John Steinbeck’in aynı adlı romanından uyarlanan Bitmeyen Kavga’ya gittik. Uyarlayan, yöneten kimdi, doğrusu hatırlamıyorum. Başrolde erken yaşta aramızdan ayrılan Yavuzer Çetinkaya oynuyordu ve müthiş bir performans ortaya koymuştu.
Bu ilk oyundan sonra tiyatroyla aramızda aşk başladı. Ara ara buluşsak da giderek tutkulu bir ilişkiydi bizimkisi.

Tiyatro Grubu Kuracağım Hiç Aklıma Gelmezdi!
Fakat bir gün tiyatro grubu kuracağım hiç aklıma gelmezdi! 12 Eylül dönemindeki ikinci fakülte hayatımda 1981 güz döneminde okul açılmış, dekan da demokrat bir insan olan Prof. Melih Tümer olmuştu. (Barış Derneği davasından tutuklandı sonra) Öğrenci derneklerine henüz izin yoktu ama kulüpler için harekete geçmiştik. Anayasa, Edebiyat, Halk Oyunları yanında bir de tiyatro grubu kurmaya karar verdik. Tabii tiyatro grubunun asıl kahramanı ve teatral lokomotifi sınıf arkadaşımız Gürhan Başaran’dı (Onu maalesef erken yaşlarda, iki yıl kadar önce kaybettik). Gürhan, Sarıyer Halk Eğitim’de tiyatro yapıyordu zaten ve genç yaşına ve amatörlüğüne karşın usta bir tiyatrocuydu. Geleneksel tiyatroyu da çağdaş tiyatroyu da içselleştirmişti.
Hızla çağrı yaptık, başvurular geldi ve grubu kurduk. İlk oyun olarak da Romen asıllı Fransız yazar Eguene İonescu’nun Kel Şarkıcı’sını seçtik ve provalara başladık. Oyun, simgesel bir oyundu. Son olarak 12 Mart baskı döneminde Galatasaray Lisesi oynamıştı. Biz de simgesel olarak cuntanın başındaki Kenan Evren’i, 12 Eylül yönetimini eleştirmek amacıyla seçmiştik oyunu. 12 Eylül koşullarında provaların yapıldığı sınıfın kapısı bile kapanamıyordu! Fakat gizli ve açık siyasi polis kapıdan bakıyor, bir şey anlamıyordu! Bendeniz oyunda rol aldım ancak giderek rolümü başka bir arkadaşımıza verip “sahne amiri” olarak oyuna katkımı sürdürdüm. Sonunda oyunu sahneledik. Hem tiyatro yaptık hem de tiyatro sayesinde unutulmaz bir şekilde 12 Eylül’ü eleştirdik! Gürhan’ın yönettiği ve İtfaiye Şefi karakteriyle rol de aldığı oyunda Türkiye’nin sonradan tanıdığı isimlerden olan gazeteci, Atlas Dergisi’nin yayın yönetmenliğini de yapan Nesibe Bat arkadaşımız da Hizmetçi Mary rolünü oynamıştı

Elim Kalem Tutunca, İzlemekten Yazmaya
Sonrasında daha sıklıkla oyun izledim. 90’ların ikinci yarısında, 2000’lerde galalara çağrılan bir tiyatro severdim. Hatta 90’larda ve 2000’lerde önemli günlük gazetelerde siyaset yazdığım halde sadece muhitim Kadıköy’ün gazetesi haftalık Gazete Kadıköy’de tiyatro kritikleri bile yazdım, tiyatro röportajları yaptığım oldu. Salt tiyatroya destek vermek için, Kadıköy’de giderek sayıları artan Oyun Atölyesi, Duru Tiyatro, Müjdat Gezen Tiyatrosu, Moda Gönüllüleri Tiyatro Grubu gibi tiyatrolara destek olmak için… Bir de baktım ki Oyun Atölyesi bile sitesinde yer veriyor oyun kritiklerime!
Moda’daki amatör grup tiyatro festivali için pandemi öncesinde Bademler’e geldiğinde de buluştuk, onlara İzmir’den de dokundum ve çok mutlu oldum.

Tunç Başkan İle Bir Ortak Paydamız da Tiyatro
Tunç Başkan ile ortak bir yönümüz de tiyatro tutkusu. O da Ankara’daki üniversite yıllarında Ankara Sanat Tiyatrosu’nda rol almış ve yönetmen asistanlığı yapmış. Şimdi ise çok mutlu, çünkü belediye başkanı olduğu kente 70 yıl aradan sonra bu defa kalıcı olacak şekilde İzmir Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrosu’nu (İzBBŞT) kazandırdı. Bendeniz de bir tiyatro sever olarak İzmir’in tiyatrosuna kalemimle destek olmaya çalışıyorum. İzBBŞT’nin oynamaya başladığı iki oyunun galasında da Tunç Başkan’la birlikteydik. Başkan, tiyatroya ilgisini, sevgisini somut olarak da sürdürüyor ve iyi de yapıyor. İzBBŞT, İzmir’de, hatta yakın çevrelerde büyük bir boşluğu dolduracak.
Tunç Başkan’ın bir hayali de köy tiyatrolarını buluşturacak bir festivali hayata geçirmek. Bu hayalin ilk tohumlarını da zaten kendisi Seferihisar’da atmıştı yıllar öncesinde. Başkan, geçenlerde eşi Neptün Soyer’le birlikte Köy Tiyatroları Şenliği’nin finalinde Ulamış Köy Tiyatrosu’nun sergilediği Kasabanın Hanımları oyununu da izledi. Hayalini de oyundan sonraki kutlama konuşmasında deklare etti.
Tiyatro aşkı böyle bir şey işte… Büyükşehir Belediye Başkanı da olsanız, başka mecralarda serüveniniz olsa da sürüyor. Tiyatro iyi ki var. İnsana çok güzel dokunan bir sanat dalı. Müthiş dönüştürücü gücü var. Yaşasın Tiyatro!
