Çehov'dan sonra

Halk Bilimci İlhan Başgöz “Köroğlu” üzerine araştırmalar yapmış, çalışması da hem basılmış hem de Cumhuriyet Gazetesi tarafından okurlarına armağan edilmiştir. Çalışmanın da gösterdiği gibi Köroğlu Asya derinliklerinden başlayarak Bulgaristan, Moldova taraflarına kadar giden alanda bilinen, efsaneleşmiş bir yiğittir. Zaman ve mekân değişse de halkın başına bela olan zorbaların karşısına dikilen yiğit kimliği değişmez. 

Yiğitler yiğidi Köroğlu gün gelir yine değişen bir mekânda zamanın değişmesine işaret eder; “Tüfek icat oldu mertlik bozuldu” der. Kılıç, düşmanınla burun buruna gelmeyi gerektirirken tüfek kabaca görüş mesafesini öldürmek için yeterli kılar, göz göze gelmek gerekmediği gibi sırtından vurmak da olanaklıdır.

Tüfeğin icadı ya da tüfekle ilk atışın yapılmasının çıkardığı ses tüm dünyada yankılanmış. Büyük yetenek Çehov da bu icadı oyunlarına taşımış. Vişne Bahçesinde de Vanya Dayıda da silah hep patlamış. İzleyicileri, silah varsa patlamasını heyecanla beklemiş. 

Üstüne dünya savaşlarının bile yaşandığı bir süreçte Çehov oyunları hep gerçeği yakalamış, silahlar patladığı sürece! Oysa ikinci savaş sonrasında silah bir türlü patlamamış. Atom bombaları, nükleer füzeler, uzaydan saldırı araçları derken teki bile patlamadan dünya tarihinin belki de en uzun ve en gergin zamanları geçmiş Soğuk Savaş sırasında. Bu süreçte silahın patlaması demek elbette ABD ve SSCB ya da Kuzey Atlantik Örgütü [NATO] ile Varşova Paktı arasında bir savaşın yaşanmasıydı. Her duvarda asılı bir silah vardı ve teki bile patlamadı. Soğuk Savaş Çehov’u yaşamın pratiğinden aldı, tiyatro sahnesinde izleyicilerine bıraktı. Artık konusu tiyatro değilse bir yazıda kullanılan Çehov örneği anlamsızdır. 

Türkiye’nin Amerikan saldırganlığına karşı güvenliğini gözetmesi yarım ağızla ‘doğru’, ‘hakkıdır’ denerek ele alınacak bir konu değil elbette. Enine boyuna, askeri, mali, ulaşım, üretim, ikili anlaşmalar, uluslararası ilişkiler gibi çok sayıda alanı kapsar biçimde tartışılmalı, her bir adımla bir önceki tamamlanarak ve bir sonrakinin önü açılarak ilerlenmelidir. Ankara’nın Moskova ile Sakarya Savaşı sonucunda olduğu gibi emperyalizme karşı işbirliği yoluna girmesi her iki ülkenin de yararınadır. S400 anlaşmasının, S400 ve S500 savunma sistemlerini ortak üreterek teknoloji aktarımını içerecek biçimde yapılması sevindiricidir. Bu, Türkiye’nin varlık – yokluk sorununa var olmaktan yana büyük bir kuvvet sağlamıştır. 

Var olma savaşımız, Gazi Paşa’nın “ya istiklâl, ya ölüm” şiarıyla bilincimizde nettir. 

Hiçbir yazarımızdan, uzmanımızdan uğruna ölmeyeceği sözler etmesini, yani ettiği söz gerçeği ıskalarsa yazmayı bırakmasını, canını vermesini beklemiyoruz. Canlarımız vatan için saklıdır. Ama her yazarımızdan, Mustafa Kemal’in her askerinden sözünün arkasında onurunun olduğunu, sözünü karşısındakinin bilgisizliğine, aptallığına, okurun/izleyicinin kendine duyduğu güvene dayanarak etmediğini göstermesini bekleriz.

Mine Kırıkkanat, Nevşin Mengü gibi gazeteciler, Türker Ertürk gibi asker emeklileri, köşe yazabilen, sosyal medya kullanabilen nice ‘fenomen’, siyasetçi nedense inatla ve anlaşmanın yapıldığı 2017’den beri Türkiye’nin, ABD izin vermeyeceği için S400 füzelerini alamayacağını ileri sürdü. Bunu o kadar çok yazdılar ki her biri yazdığında bir diğeri ondan güç alıp daha kesin yazdı. Kalemleri olguya dayalı tek bulgu ortaya koyamasa da birbirlerini coşturup coşturup yazdılar. Yanılmadılar, yalan yazdılar. 

İzmir’de ABD’nin Jüpiter füzelerinin ahaliye minare diye yutturulduğunu ileri sürüp dalga geçen Yılmaz Özdil bir hafta önce S400lerin geleceğine ikna olduğunu ama radarının açılmayacağını yazarken dün 1945’ten beri duvarda asılı durup patlamayan Çehov’un tüfeğine sarılmış, S400 radarının eşsiz olduğunu yazmış. Yazısında neyi anlatmaya çalıştığı anlaşılmasa da radarların açılacağına da ikna olmuş gibi. 

İlhan Başgöz çalışmalarını ABD’de sürdürmekte. Köroğlu Bolu ilinde, Kazakistan’da yapılıp getirilmiş görkemli heykelinde atı üstünde zorbalara korku salarcasına kınındın çıkmış bir kılıç gibi durmakta. S400 ise Köroğlu’nun zorbaları titrettiği Asya derinliklerinden Avrupa kenarlarına kadar tüm insanları emperyalizme karşı kuvvetlendiren yeni tüfek olarak Türkiye’nin 1945’te girdiği yolun sonunu ilan etmiştir. 

O tüfek patlarsa zorbaların kafasında patlayacaktır. 

Dünya ve Türkiye yeni oyun yazarlarına gerek duymakta çünkü Çehov artık dündür.