Kadının üniversitesi yok, olmaz

Japonya’nın en kuzeyinde bulunan Hokkaido adasındaki Kami-Şirataki tren istasyonunun kapsadığı yerleşim alanına gidip gelenlerin sayısı hızla düştü ve sonunda sadece iki istasyonluk hattı düzenli olarak kullanan tek bir kişi kaldı: Lise öğrencisi bir kız. 
Japon Demiryolları üç yıl önce durumu fark ettiğinde hat zarar ettiği için kapatılsaydı, her gün okula gidip gelmek için treni kullanan lise öğrencisinin eğitimi sekteye uğrayacaktı. Bu nedenle üç yıl boyunca hat işletimde kaldı ve trenin istasyona geliş-gidiş saatleri, kız öğrencinin okul saatlerine göre ayarlandı.
Ağrı, Van, Siirt, Muş gibi illerimizde kadına şiddet oranları Türkiye’nin en düşük oranlarındadır. Bunun nedenini açıklayan bir çalışmaya rastlamamış olmakla birlikte kadınların uğradıkları şiddeti yakınılacak bir durum saymayacak kadar doğallaştırmış olmaları veya resmi kayıtlara girecek düzeneklere erişememeleri olarak da görebiliriz. Buralarda resmi kayıtlarda, Duygu Asena’nın dediği gibi kadının adı yok. Kayıtlara giren kadına şiddet vakalarındaysa yüksek öğrenim görmüş kadınların şiddete uğrama sıklığı şaşırtacak düzeydedir. Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneğinin “Kardelenler” projesi, ülkenin geri kalmış, aşiret – tarikat ağında kıstırılmış kız çocuklarının bu cendereden çıkabilmesi için dağı taşı hastalıklardan, illetlerden temizleyen Türkan Saylan’ın büyük çalışmasıydı. Nice çiçeklerin açmasına vesile oldu. Kendisini ağır bir tedavi görmekteyken, Bizans ya da Çin saray oyunlarına galebe çalan tarihimizin en büyük tertibinin iğrenç saldırılarını göğüslemek zorunda kaldığını gördüğümüzde çileden çıktık. 
FETÖ polisleri İzmir’de bir karakolda kadına dayak atarken, kadına karşı şiddeti önlemesi gereken sözde polislerin karakolda meydan dayağı çekmesi rezaletin daniskasıydı. Siyasetten bilgisiz sanatta zirvede Zülfü Livaneli’nin Güldünyası yine yürek yakan ayrı bir örnektir. 

Daha da çoğalır, daha da yanarız andıkça…
Türk Devrimi ve bunun en yüksek aşaması olan Cumhuriyet Devrimimiz tebaalıktan, marabalıktan, mensupluktan çekip aldığı tüm vatandaşları ırk, din, cinsiyet ayrımlarını yerle bir ederek eşit kıldı. Günümüz neoliberal post-modernleri dine inanç, ırka etnik köken, cinsiyete LGBT+q diyerek eşitlikleri yerle bir edip ilkel, çağı geçmiş toplumsal modellerini savunarak aslında Halide Edip, Sabiha Gökçen, Behice Boran, Yıldız Kenter, İnci Özdil, İdil Biret, Pekinel kardeşler, Birgül Ayman Güler, Emel Sayın, Melten Ayvalı, Türkân Şoray gibi adını yazdırmış kadınları var eden Cumhuriyetimizin kuyusunu kazmaktadırlar. 
Japonya’dan Bitlis’te okuyamayan kız çocuğunu okutma esinini değil de kadınları zaten eşit okudukları, çalıştıkları bir ülkede yalıtıp fanusa kapatmayı düşünmek bile büyük yanlıştır. 
Türkiye belki Japonlar kadar iyi kaya kırıcı çivi üretememiştir, metalürji ya da elektronik alanında Japonlardan geri olabiliriz ama toplumda kadın ve erkek eşitliği nasıl olur konusunda Japonlar gelsin, bu eşitliği nasıl sağlayabileceklerine dair bir fikir de bizden edinsinler. Biz herhangi bir yerden teknik alırken toplumsal ilişkilerin o tekniğin yaratılması için zorunlu koşul olmadığını öğrenecek kadar zengin bir çağdaşlaşma birikimine zaten sahibiz. 
Son Kale İzmir sayfalarında haberini okuduğumuz Cumhuriyet Kadınları Derneğinin cinsiyete dayalı üniversiteye karşı ülkenin tamamında başlattıkları çalışmalar son derece değerlidir. Her aklı başında vatandaşın katkı vermesi, imza koyması gereken bir çalışma. Başarılar diliyoruz. 
Anımsatalım;
Elektronikle toplumun devreleri benzer değildir. İlki sadece sigorta attırır ama ikincisi; aman aman!