MS, samimiyet ve umut
MS hayatıma geldiğinden bu yana yedi yıl geçti. Bir dolu anı biriktirdik; komik, ağlak, öfkeli, umutlu... Üç atak var geçmişimizde. İlk ikisi ‘dann!’ diye masaya yumruk vuran cinsten, sonuncusu daha şefkatli.
İlk iki atakta onu dikkate aldığım söylenemez. ‘Geçti gitti’ deyip yok sayarak yol katedeceğimi sanma yanılgısı.
Üçüncü atakta, ‘Eşek aynı çamurda kaç kez kayar?’ sorgulaması ve beraberinde gelen ‘Sen onu tanımak istemedin ki’ mahcubiyeti.
Üç atağın da ortak paydası, ‘drama queen’ tacını parlata parlata dolaşmalı ve çok üzülmeli zamanlara denk gelmesi.
Her şeyi dert edinen ve kafaya takma sanatına hakkını veren zihin, geçmiş duygular ve sıkışıp kaldıkları köşeler... 20’li yaşlarımdaki bilinçsiz diyetler, hareketsiz yaşam, stresi bol işim, ‘çelimsiz’ bağışıklık... Her biri, MS’e davetiye göndermiş, o da ne yapsın, daveti yanıtsız bırakmamış; nezaketinden!
Öncesi böyle; sonrasını bilemem. Bildiğim şey, şimdilerde iyi hissettiğim. Yerle, gökle, hayvanla, minicik bir anıyla bile konuşurken onunla hiç konuşmamış ve onu hiç dinlememiş olmam ise kibirim! Aralarda yalnızca selamlaşıp, birbirimize sitem edip bir yandan da aynı çatı altında yaşıyormuşuz. Merak bile etmemişim ‘neyin nesidir bu’ diye.
Onu ‘duymaya’ başladıktan sonra anlam kazandı o zamana kadar söyledikleri. MS’in de bir öyküsü olduğu ve benim öykümle nerede kesiştiği, ‘biz’ iletişim kurmaya başladıktan sonra görünür oldu.
Hala birlikte yaşıyoruz! Daha samimiyiz, sohbetlerimiz de haliyle daha derin. Onu dinlemeye başladıktan sonra, kendisini daha iyi hissettiğine inanıyorum. Öyle ya, ‘kalpten’ dinleyen birine anlatmak neye ya da hangimize iyi gelmez ki?
Kafamdaki iletişim tanımını genişletti MS. ‘O’nu can kulağıyla dinlemek, çok şey öğretti, öğretiyor. Ne yersem sevinir, ne kadar uyursam mutlu olur, hangi duygu bam teline basar, hangi his ona iyi gelir, anlatıyor. Unuttuklarım oluyor ama öyle güzel ve akılda kalıcı anlatmış ki anımsanıyor. İlişkimizin bitip bitmemesinden daha önemlisi de bu zaten, öğretmenliği! Sevmelere doyamadığım yogayla tanışmama da vesile ‘o’. Elini kolunu hediyelerle doldurup öyle gelmiş sevdicek! Ne diyeyim ki, güzel anımsanmayı -her zaman- hak ediyor!
Hayatına girer girmez seni afallatan, kızdıran, belki hüzünlendiren bir dolu şey yaşamış ya da yaşıyor olabilirsin. Benim gibi, onun gibi, herkes gibi sen de farklı eşiklerden geçip zaman zaman umutsuzluğa da kapılabilirsin. Olabilir; insanız ve her duygu gelip geçiyor hayatımızdan. Hastalık, örneklerden biri sadece. Yeter ki dönüp dolaşıp geldiğimiz kapıda umudumuz olsun. Her zaman bambaşka seçenekler ve yaşanılan süreçlerin ‘gizli hediyeleri’ olduğunu hep anımsayalım. Bir şey oluyorsa, bir nedenden ötürü oluyordur ve mutlaka bir şey öğretiyordur.
