NAZIM’LA KESİŞMELER, BİR MEKAN VE O ŞİİR
Türkçenin en büyük şairlerinden, belki de en büyüğü Nazım Hikmet’i doğumun 120. yılında anıyoruz. Dün akşam AASSM’de İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin “Nazım’ın İzinde…” izlencesindeydik. Nazım’ın şiirlerini, onun şiirlerinden bestelenen şarkıları dinledik çoğunlukla. “Mavi Liman” ile mest olduk.

Nazım Hikmet, şiirde devrim yaptı. Şiire baldırıçıplakları, işçileri, emekçileri soktu. Kurtuluş Savaşı Destanı’nı kaleme aldı. Dayanışmayı, hasreti, aşkı da çok güzel yazdı. “Saman sarısı” şiirinin öznesi Vera ile tanıştık. Askeri donanma davasından tutuklandı, daha sonra yeniden... 1950’de Orhan Kemal ve Balaban ile yattığı Bursa Hapishanesi’nden çıktığında askerliğini yapmış sayıldığı halde yeniden askere almak istediler, komplo sezdi ve çareyi canını kurtarmak için yurtdışına çıkmakta buldu. TKP’liydi, geri adım da atmadı. Komünist olarak yaşadı ve öldü. Yaşamının son 13 yılını sosyalist ülkelerde geçirdi Avrupa’da ve Sovyetler Birliği’nde. Yeri geldi İvan İvanoviç oyunuyla Sovyetler Birliği’ni de eleştirdi.
Şiirleri Türkiye’de 1938’den itibaren yasaklıydı, ancak elden ele gezebiliyordu. Uzun bir ara sonrasında ilk olarak 1960’ların başlarında Yön Dergisi’nde yayınlandı. Yayıncıları ceza kovuşturmalarına uğradı. Moskova’da yatan Nazım’ı oraya gittiğinde ziyaret etmeyen hemen hemen yoktur. Vasiyeti ise Anadolu’da bir köy mezarlığına gömülmekti. Mezarının dibinde de bir çınar ağacına fitti. Birçok yerde heykeli var, adı pek çok yere verildi ama maalesef mezarı hala Moskova’da ve Türkiye’ye getirilmeyi bekliyor. Bir ara Fikri Sağlar Kültür Bakanı iken benim de girişimlerim oldu ama maalesef nakil gerçekleşemedi. Türkiye, önemli kültürel değerini mutlaka bir gün bağrına basmalıdır.

Malik Yolaç’ın Kaçıştaki Rolü
Yurtdışına çıkmak için akrabası olan gazeteci-yazar Refik Erduran yardımcı oldu. Bir ahbabının gezi teknesini alarak onunla Romen şilebine bindirdi Boğaz’da. Erduran’ın o ahbabı, sonradan benim de Moda’da ahbabım olacak olan eski devlet bakanlarından ve Akşam gazetesinin sahibi Malik Yolaç’tı. Nazım da Moda ile bütünleşik muhit Mühürdar’da yaşadı az da olsa yurtdışına çıkmadan önce. Yaşadığı ev yakın zamana kadar aynen duruyordu, müteahhit girmek istiyordu, şimdi ne oldu bilmiyorum. Yolaç, uzun yaşadı, geçtiğimiz yıllarda 100 yaşına yaklaşmıştı ki yaşamını yitirdi. Söz konusu tekne ile ilgili olarak ise hiç konuşmadı. Konuşmak istemediğini bildiğimden ben de hiç sormadım bilerek mi verdin, senden habersiz mi kullanıldı tekne diye…
Bursa Hapishanesi’ndeki Ali
Nazım’ın kız kardeşi Samiye Hanım, bazı yakın arkadaşları ve iki hapishane arkadaşı ile tanıştım. Birisi hapishanede resim serüvenine de destek olduğu ressam Balaban (İbrahim), diğer ise 19 yaşındayken Gürsu ilçesinde bir kavgadan içeri düşen ve Nazım’la birkaç yıl aynı koğuşta yatan Ali Dayı. Ali Dayı ile Bozcaada’da tanışıp ahbap olmuştuk yıllar önce, 1990’ların başlarında. İkisi de çoktan rahmetli oldu. Ali Dayı eğitimsiz bir kasaba insanı olmasına karşın içeride Nazım’ın pek çok şiirini ezberlemişti! Hatta bazı şiirlerini bana okumuşluğu vardır. Hem de Nazım’ı taklit ederek. Örneğin, ünlü “O duvar” şiirini ayakta ve elini kalbine götürerek okurmuş.
Bugün 16 Ocak pazar… Nazım’ın ünlü “Bugün Pazar” şiiri ile noktalamak lazım 120. doğum yılı yazısını… Şiiri paylaşmadan önce, Nazım’ın şiiri yazdığı hapishanede ve şiirde konu olan duvara yaslanarak güneşli bir pazar günü bu şiiri arkadaşlarıma okuduğumu 1981 yılında, çıtlatmış olayım…
“Bugün Pazar”
Bugün beni ilk defa güneşe çıkardılar.
Ve ben ömrümde ilk defa gökyüzünün
bu kadar benden uzak
bu kadar mavi
bu kadar geniş olduğuna şaşarak
kımıldamadan durdum.
Sonra saygıyla toprağa oturdum,
dayadım sırtımı duvara.
Bu anda ne düşmek dalgalara,
bu anda ne kavga, ne hürriyet, ne karım.
Toprak, güneş ve ben...
Bahtiyarım...

