23 Nisan ve 'Ertesi gün" kabusu
Bugün 23 Nisan. Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı. Kurtuluş Savaşı’mızı yürüten, Atatürk’ün ilk başkanı olduğu Gazi TBMM’nin de 101. kuruluş yıldönümü. Covid 19 salgınının gölgesinde de olsa yine büyük bir coşkuyla ulusça kutlayacağız ulusal bayramımızı. Lebalep kongrelere, tarikat cenazelerine kısıt getirmeyen iktidarın alabildiğine kısıt getirdiği bir 23 Nisan’ı daha yaşayacağız. Atatürk Cumhuriyeti’nin ulusal bayramlarını gitgide gölgeleyen bir tutum da bir gün sona erecektir elbet. Şimdi balkonlar var, pencereler var yine de… Kapıların önleri var… Kalpler var alabildiğine… Atatürk’ün çocukları var…
XXX
Fakat 23 Nisan’ı ABD ve Fransa’nın başını çektiği emperyal odaklar ve yardakçıları da her yıl bize zehir etmeye kalkarlar! Çünkü 1880’lerden itibaren Anadolu’daki Ermenileri silahlandırıp eğitip donatıp ayaklandıranlar suçluluk duygusu ve telaşı içinde güya ‘soykırım’ lakırdısı edip gaz alacaklar! ABD ve Fransa’daki Ermeniler Anadolu’dan gitme. Onların duygularını da iç politikaya malzeme yapıyorlar!
XXX
Soykırımın ne olduğu ne olmadığı uluslararası çerçevede ortada ve 1915 tehciri bu bağlamda değerlendirilmiyor. Bu yüzden sözde parlamento kararlarıyla ‘soykırım’ tespiti yapılıyor bazı devletler tarafından. Bu kısa değerlendirmemde asıl durmak istediğim ABD Başkanı Biden’ın basındaki olası “24 Nisan nitelemesi”…
ABD Başkanları öteden beri ‘soykırım’ demiyor ve hukuksal karşılığı olmayan “büyük felaket” kavramıyla geçiyor 24 Nisan’ı. Obama ve Trump da öyle yapmıştı. Kritik birçok eşikte bile durum değişmedi yıllardır. Basındaki havaya bakarsınız, Biden bu defa ‘soykırım’ diyecek!
Bana kalırsa Biden da “büyük felaket” kavramıyla yaklaşacak meseleye. Yani önceki başkanların yolundan gidecek. Türk-Amerikan ilişkileri sıkıntılı bir süreçten mi geçiyor? Evet. Gıcırdama çok mu? Evet. Ancak yine de Türk-Amerikan ilişkilerini çok radikal bir şekilde alt üst edecek bir adımdan kaçınacaktır diye düşünüyorum Biden yönetimi. ABD’nin soğuk savaş sonrasındaki Türkiye’ye dönük yeni politikası ve yaklaşımı, “tavşana tut tazıya kaç” çizgisinde. Biden’ın bu çizgiyi devam ettireceğini, dolayısıyla 24 Nisan’da ‘soykırım’ demeyeceğini düşünüyorum. Keza, Cumhurbaşkanı Erdoğan da Biden’a ABD ve NATO ile ilişkileri rayına sokma mesajları veriyor. Ayrıca, özellikle 15 Temmuz’la noktalanan FETÖ kalkışma sürecinden dolayı Türkiye’de yüzde 90’lara dayanan “ABD karşıtlığının” basında yazılıp çizilenler doğrultusunda bir gelişme olursa tavan yapacağını not edelim. Kısacası, ABD Başkanı’nın ‘soykırım’ kavramını kullanması durumunda ABD mahkemelerinin bunu dayanak olarak kullanıp Türkiye aleyhine açılacak davalarda mahkumiyet ve tazminat kararları vermesi söz konusu olabilecek; bunun yansıması ise Türkiye’deki ABD üs ve tesislerinin millileştirilmesi olacaktır. Başta da belirttiğim gibi ABD-Türkiye bu kadar cepheden bir kapışmaya gitmez kanaatindeyim.
XXX
Dün CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu da bir yazılı açıklama yaparak endişelerini dile getirdi ve “Söz konusu siyasi niteleme halihazırda zor bir süreçten geçmekte olan Türkiye-ABD ilişkilerine tamir edilemez yaralar açabilir. Bu sebeple Sayın Biden ve ABD Yönetimini dost ve müttefik iki ülkenin stratejik ilişkilerine zarar vermeyecek şekilde sorumlu ve sağduyulu davranmaya ve Güney Kafkasya’ya barış getirecek adımları desteklemeye davet ediyorum” dedi.
Umuyorum ve diliyorum ki önceki AK Parti milletvekili, şimdiki Vaşington Büyükelçisi Murat Mercan ve Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu da Beyaz Saray nezdinde endişeleri giderecek girişimlerde bulunmuşlardır.
Yine de her 24 Nisan’da ABD Başkanlarının 24 Nisan’da ne diyeceği hep bir “gündem”. Batsın o yapay gündem! Bırakın tarihte olanları tarihçilere… Bırakın yol açtığınız acı olaylardan nemalanmayı! “Bugün 23 Nisan/Neşe doluyor insan”…Yaşasın Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı! Yaşa Gazi Mustafa Kemal Atatürk!
