Gerçek Sorumluluğu

Gerçeğin ne olduğu, onu algılayan bilinçten ne derece bağımsız olursa o kadar yakınlaşılabileceği ya da bilinç yoksa gerçekliğin de olmayacağı türü tartışmaları bir yana bırakalım ve elbette filozoflarımız da tartışma dışı kalsın. Sorunun yanıtını günlük yaşantımıza, olmakta olanı nasıl kavrarsak gerçekle tutarlı bir ilişki kurabileceğimize biraz kafa yoralım. Ama önce, bu kimin sorumluluğudur?

Bir cerrahı ele alırsak, hastasından tümörü keser alır ay da atardamarı dikerek hayata tutunmasını sağlar. Cerrah görevini soğukkanlılıkla, mesleğinin gereklerine atfen yerine getirir. Avukat da adam öldürmekle yargılanan birini savunur, beraat ettirir. Oysa hastanın evrimsel seçilimde hayatta kalma şansı olmayan zayıf bir kişi ya da sanığın toplumun yapısını tehdit eden azılı bir canavar olması da yine orta yerdedir. Dolayısıyla aslında toplum olarak inşa ettiğimiz gündelik yaşamımız aslında aynı zamanda yarattığımız, kurallarını belirlediğimiz bir alternatif gerçekliktir ama aynı zamanda tek gerçekliktir. Gerçek aynı zamanda bilincin eseridir ve bilincin yarattığı toplumsal yaşantımız temel gerçekliğimizdir. Bilincimiz elbette bu gerçekliği sürekli yıkıp yeniden inşa edecek eylem gücünü barındırdığımızın da kanıtıdır. Bu gücü kullanmamızı sağlayacak, bir diğer deyişle bizde bilinç biriktirecek yani bizi gerçeğe eriştirecek iki olgu vardır: bilgi ve haber. 

Bilgiyi bilim insanları üretir. Çağımızda büyük ölçüde üniversitelere ve araştırma merkezlerine tıkıştırılmış ve çıkar gerçekleştirmek için yenilikçilik peşinde koşmaktan takatsiz kalmış olsa da az az ama çok büyük bir kitle tarafından biriktirilerek büyük hızla çoğalmakta. Tüketici odaklı piyasa bilimi tek bir yenilik yapıp mahkemelik olmamak için onu milyon kere sınamaya çok fazla zaman ve emek harcadığı için büyük kaynaklar şaşırtıcı derecede verimsiz kullanılmakta. 

Haber ayağındaysa her günümüz doğruluğu teyide muhtaç sosyal medya uydurmalarından, kendi iktidarına hoş görünmek, tepki çekmemek için gerçeklerden kaçıp vicdanlara sığınan gazetecilerin keyfiyetine teslim edilmiş durumda. Basının 5N1K kuralı 1 nasıl ister, der, dilerse öyleye dönüşmüş durumda. Gerçeğin iki sorumlusu, bilim ve basın, kendini olmadık işlere vermiş, sus paylarına teslim olmuş durumda. Bu bağlamda yerel basının kendini farklı bir yerden internetin de desteğiyle bağımsızca ortaya koyması belki günlerin tek tesellisi.

Baştaki sorumuza gelirsek, gerçek artık siyasetçilerin sorumluluğuna girmiş durumda, diyebiliriz.  

Diyelim belediye, parti genel merkezi konumu, iktidar, patronluk gibi eline geçirdiği gücü istismar eden siyasetçiler kendisine muhtaç gördüğü kitlenin bilincini belirlemek için olanaklarını arpalık olarak kullanmaktan çekinmiyor. Sesinin yankılayanlara olanak açarken itiraz ya da başka bir ses duydu mu aynı gücü bu sesi boğmak için kullanıyor. Sonunda gettolaşmış, taraftar haline gelmiş bilinçler, gerçeğin ağzından çıkanlar olduğuna canı pahasına inanan çekiçler ortaya çıkıyor. 

Bugün dünyada demokrasi diye yüceltilen şey işte bu gerçeği ketenpereye getirip boğma özgürlüğüdür. Her getto, hedef gerçeği seçip onu ileri sürmekte, en büyük yanlışın, yalanın bu gerçek olduğunu taraftarlarına yankılatmakta. Yani fareli köyün kavalcıları üfledikleri kavallarıyla fareleri peşlerine takıp gerçekten uzaklaştırmaya çalışıyor. Bu nedenle gerçeğin eninde sonunda ortaya çıkmak gibi bir huyu var. Siz ne kadar uzaklaştığınızı sanırsanız sanın o birden burnunuzun dibinde biter. 

O zaman, bilim devletten ya da patrondan maaş alıp inovasyona hapsolduysa, haber gettoların elinde bilinçlere müdahale eden maymuncuk olmuşsa gerçek kendine yeni fedailer bulmak zorundadır. 

150 yıllık Türk Devrimi kendini o fedailer sayesinde bugünlere getirmiştir. Giden kavalcıların burnun dibinde biten gerçek fedailerinin armağanı olan 30 Ağustos Zafer Bayramını kutlarken, Başkomutan Mustafa Kemal Atatürk ve Kurtuluş Savaşımızın tüm kahramanlarını saygı ve şükranla anıyorum. 

Gerçek, hepimizin sorumluluğudur.