folkart, orion,

ZÜLFÜ LİVANELİ NEREYE KOŞUYOR?

Birkaç gündür okurlar, çevrem neden Livaneli’nin açıklamaları hakkında yazmadığımı soruyor. Sırası vardı ve bugün sırasıdır.

Zülfü Livaneli’nin açıklamaları en baştan söyleyeyim; gittikçe erozyona uğrayan, kan kaybı yaşayan komadaki iktidar partisine ilaç gibi geldi!

Ne Yapılmak İsteniyor?
Acaba şu tablo mu isteniyor?.. “AK Parti kötü ama CHP de kötü, o zaman iktidar değişiminin ne anlamı var ki?..”

Yoksa neden 2005’teki gelişmeler, 2007’deki bir yazı bugün yeniden gündeme taşınsın?

Zülfü Livaneli, Türkiye’nin son yarım yüzyılında sol cenahın önemli bir figürü. Besteci ve yorumculuğuyla, sanata-kültüre katkılarıyla, son dönemlerdeki kitaplarıyla saygın bir yer edinmişken şimdi nedir bu Tanrı aşkına?

1994 Yerel Seçim Sonuçları Ortak Bir Yanlışın Eseri

1994’te SHP’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı olduğunda yüzde 18,5 oy aldı ve R.T. Erdoğan’ın (yüzde 24,5) arkasında kaldı. Evet, o seçimde CHP’nin adayı Ertuğrul Günay, DSP’nin adayı da partinin ağır topu Hüsamettin Özkan’ın ağabeyi Necdet Özkan’dı. Sosyal demokrat oylar üçe bölününce Erdoğan aradan sıyrıldı ve bugünkü otoriter eğilimli tek adam rejimi adeta ana rahmine düştü. Hiç unutmuyorum; yerel seçimler öncesinde CHP yeniden açılmıştı ve il başkanı da geçen yıl kaybettiğimiz hocam Prof. Haluk Ülman’dı. Yanılmıyorsam Şişli Camii avlusunda bir cenaze namazı öncesinde sohbet ediyorduk. O sırada CHP Genel Başkanı Deniz Baykal da gelip katıldı aramıza. Ona bunu söylemenin zor olduğunu ve tepki göstereceğini bile bile dedim ki mealen; “Tamam partiyi yeniden açarak tarihi kimliği ihya ettiniz ama gelin yerel seçimlere girmeyin…”

İtiraz eden bir sesle kükredi adeta Baykal “Hayır,” diyerek ve devam etti; “CHP olarak gireceğiz yerel seçimlere…”

Bendeniz de “girersiniz ve boyunuzun ölçüsünü alırsınız” diye dik bir yanıt verdiğimi hatırlıyorum. Ortalık buz gibi olmuştu. Orada olan rahmetli Cumhuriyet yazarı Deniz Som da “Vaziyet” köşesinde bu sohbeti yansıtmıştı ertesi gün.

O seçimde Ankara da kaybedildi aynı şekilde benzer bir siyasi yanlışla, üçe bölünme nedeniyle. İstanbul ve Ankara’nın Cumhuriyetçi kesimin elinden kum gibi kayıp gitmesinin sonucu özetle işte bugünkü Türkiye’dir.

1994 yerel seçimlerinde Deniz Baykal ihtiraslı yaklaşıp yanlış yapmış olabilir, ancak tek yanlış yapan o mudur? O yanlışa ortak olan başkaları da vardır. 1994 yanlışını tek başına Baykal’a yıkıp onu adeta ‘şeytanlaştırmak’ ve ‘taşlamak’ da başka bir yanlıştır.

Baykal’lı CHP Madımak’ta Vardı, Başbağlar’da Yoktu

Livaneli’nin inanılmaz bir saptırması da Baykal’ın “Alevi ve Kürt” karşıtı gibi gösterilmesi… Oysa hiç alakası yok. Hiçbir CHP Genel Başkanı Atatürk’ten Kemal Kılıçdaroğlu’na kadar şu veya bu inanç kökenine veya etnisitesine dayanıp diğer kesimleri karşısına almamış, ötekileştirmemiştir. CHP, bütün ulusun partisidir. Ulusal birliği Kurtuluş Savaşının ateşi içinde Müdafaa-i Hukuk Cemiyetlerinden, Kuvayi Milliye’den itibaren sağlayan partidir. İçinde olduğum şu konu bile Baykal’ın tavrını ortaya koymaya yeter: Deniz Baykal döneminde CHP 1993’ten 2011’e kadar Madımak’taki mağduriyetin yanında olup net bir duruş göstermiş, anma törenlerine katılmış hatta düzenlemiş fakat Başbağlar’da olmamıştır. Bendenizin başvurusu ve raporu üzerine CHP 2011’den itibaren tıpkı Madımak’taki gibi Başbağlar’daki anma törenlerine de katılmaya başlamış ve aralıksız katılmıştır. Bu durumda Baykal’lı CHP ‘Alevici’ mi oluyor?

Baykal, Aslında Ne Demişti?

Bugünkü Hürriyet’te Ertuğrul Özkök, 26 yıl sonraki Livaneli’nin bir mülakatıyla zoraki güncellik kazandırılan bu konuya açıklık getirerek Baykal’ın sözlerinin orijinalini aktarıyor.

Baykal şunları söylemiş:

“İstanbul kongresinde bir şey gözünüzden kaçtı. Kongreyi kazanan arkadaşımız Ahmet Güryüz Ketenci, Sünni ve Türk kökenli. Onun başkanlığa seçilmesi CHP’de etnik, yerel ve mezhebe dayalı politikanın aşılmakta olduğunu gösteriyor.

“İstanbul CHP örgütünün delege kompozisyonunda Doğulu ve Alevi arkadaşların büyük ağırlığı vardır. Şimdi bu arkadaşlarımız serbest iradeleri ve oylarıyla Ahmet Güryüz Ketenci’yi il başkanı seçmişler. Yani etnik ve mezhebe dayalı bir anlayış değil, çağdaş bir anlayışla liyakate göre oy kullanmışlar. Bu da partimizin iyi bir anlayışa gittiğini gösteriyor. Buna tepki gösterilir mi?”

Karayalçın’ın Tavrı

Hatta Ertuğrul Özkök Baykal’ın açıklamalarına köşesinde yer verdikten sonra Murat Karayalçın aramış ve aralarındaki konuşmadan sonra şöyle bir değerlendirmede bulunmuş:

“Bunları işittiğime sevindim. Sözlerin amacı buysa ben de aynı düşünceyi taşıyorum.”

Kısacası, Baykal’ın söz konusu il kongresi değerlendirmesini parti içindeki Alevi kesime karşı bir “gard alma” olarak değerlendirmek en hafifiyle insafsızlık olur. Nitekim, Karayalçın da soğukkanlılıkla yaklaşmış meseleye ve mutabakat belirtmiş.

Livaneli haksız ve yersiz bir gündeme malzeme olarak yıllar içinde edindiği saygın kişiliğini aşındırmış, adeta bir çuval inciri berbat etmiştir. Unutulmamalı ki kendisini milletvekili yapan da Baykal’dır! Tarih, Baykal’ı uzun süre CHP Genel Başkanlığı yapmış bir kişilik olarak yerli yerine oturtacaktır. Bu ayrı bir konudur. Saptırmalarla varılacak bir yer yoktur.

Kılıçdaroğlu’nun Tutumu

En iyisi, bu bahsi CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun serinkanlı değerlendirmesiyle noktalayayım:

"Önce kendi ailemize seslenmek zorundayız, Mustafa Kemal Atatürk'ten bu yana Cumhuriyet Halk Partisi'nde genel başkanlık yapmış olan herkesin başımızın üstünde yeri vardır. Herkesin bunu çok iyi bilmesi lazım. Türkiye'nin bu kadar derdi varken, bu kadar büyük rezaletler yaşanırken olayı başka bir tartışma atmosferine çekmek hem partiye ihanettir hem Türkiye'ye ihanettir. Şöyle bir algı oluşturmak istiyorlar, iktidar zaten simsiyah, kapkara, rezil ve yozlaşmış bir yönetim var. Kime oy verelim CHP'ye, ama CHP'de onlar gibi. Hayır efendim CHP onlar gibi değil, CHP tertemiz bir partidir. Verilmeyecek hiçbir hesabımız yoktur. Dolayısıyla bu gereksiz tartışmadan herkesin süratle çıkmasını istiyorum."