Kendinden bağımsız akıl

Gerçeğin insan aklını zorunlu kılan bir özü var. Bu öze uygun davranmanın yolu insanın kendini içinde bulunduğu somut koşullardan soyutlayarak kendi aklıyla değil akılla hareket etmesidir. Giordano Bruno 16. Asır sonlarında kendi aklıyla hareket etse Engizisyon Mahkemesi ile kapışmaması gerektiğini, aksi durumda başından aşağı kaynar yağlar döküleceğini, derisinin soyulup ölmesine fırsat vermeden üstüne bir de yakılacağını bilir susardı. Ancak Bruno kendi aklını değil aklı seçti.

Gerçeğin peşine düşme cesareti olmayan ‘kendi aklına” sahiplerin akıldan ayrılmayı meşru kılma araçlarından birisi de ‘vicdan’ dedikleri yer oluyor. Vicdanı kendi varlıklarının tarikat şeyhi yapanlar, sıkıştıkları anda şeyhlerine danışıp kolayca dünyanın öküzün boynuzları üstünde sabit durduğunu ileri sürebiliyor. Kendi vicdanlarına müritlik etmekten zevk alan böyle bir kütlenin yönlendirilmesi ayrıca kolaydır. Bildiğimiz üzere gericilik temel olarak aklın varlığıyla çelişmektir. Bu çelişme eğitim gibi harici unsurlarla törpülenebilse de aklını özgürce kullanma yetisini edinmemeden yetişmiş kişilerde kendini bilemenin bir yolunu daima bulur.

Bruno gibi ‘kendi’ aklına esir olup konfor alanında refah içinde yaşamaktansa bedelini ödeyip kendinden ‘bağımsız’ aklın yolunda mesafe kat etmek bir aydınlanma birikimini gerektirmektedir. Yaşadığımız çağın en muhteşem yanlarından birisi de bu birikimin, yani aydınlanmanın dünyanın en ücra köşelerine kadar varmış olmasıdır. İnsanlığın parlak birikimi her an hiç akla gelmeyen bir yerden yeni bir ışık saçıyor. Karşımızda her ne kadar bireyleri görsek de her birinin arka planında aynı insanlık birikimi yer almakta. Bu kişilerin her birisi bize kendi aklımıza teslim olmaktansa öncelikle kendimizden bağımsız aklın bizi gerçeğe götürmesine izin vermeye esin olmakta. Yani insanlık ve insanlar büyüdükçe, geliştikçe vicdan gibi kendilerine şeyh edip müritlik yaptıkları zincirlerden kurtulmakta, gerçeği cesaretle dile getirebilmektedir. 
Gerçeğin en sert ve katıksız halini soluyan bugünlerde ülkemiz dahil dünyanın herhangi bir yerinde kim ki vicdanını kendine şeyh ilan eder de müritliğe başlar, her gericilik gibi emperyalizmin maşası olur. 
Bruno ya da Nesimi’nin bildiği gerçeği herkes görmeli: insanların yüzdüğünüz derileriyle gerçeği örtemezsiniz.