folkart, orion,

Basmane'deki Suriyeliler Ülkesine Döner mi?

Geçen pazar günü Hürriyet Pazar’da İpek İzci’nin Türk Alman Üniversitesi Göç ve Uyum Araştırmaları Merkezi Müdürü Prof. Dr. M. Murat Erdoğan ile “Türkiye’deki Suriyelilerin gönüllü bir şekilde geri dönme ihtimalleri yok” başlıklı bir röportajı yayınlandı.

Röportajın başlığı, ülkemizdeki 31 Mart 2021 tarihi itibariyle kayıtlı Suriyelinin 3 milyon 665 bin 946 olduğunu, fiili sayının ise 4 milyonun üzerinde olduğunu dikkate alırsak vahim bir tabloyu işaret ediyor. Suriyelilerin bir kısmı da İzmir’in göbeğine, Basmane’ye kümelenmiş durumda. Basmane’nin konutları, otelleri onlara amade. Büyük kısmı yerleşik, bir kısmı istasyonda gibi. Denizden insan kaçakçıları vasıtasıyla Yunan adalarına geçmek için fırsat kolluyor. Bu grup hiç eksik olmuyor. İzmir’in kalbinde küçük bir Suriye var. İzmir’in kalbinin kağıdını, kartonunu onlar topluyor. Nerede aracımı yıkatsam orada birkaç Suriyeli çalışıyor. Güzelyalı’da kaldırım ihalesi alan taşeron da Suriyeli çalıştırıyor. Onlar ucuz iş gücü, aynı zamanda da yerli iş gücüne engel! İzmir’de elimde ölçülmüş bir veri olmasa da en az her yüz kişiden birinin Suriyeli olduğunu söylemek mümkün. Belki de daha fazlası…

Prof. Erdoğan’ın görüşü bir uzman olarak önemli kuşkusuz ancak onun bu görüşünü verili koşullar altında değerlendirmek gerekir. Verili koşullar değiştiğinde Türkiye’deki Suriyelilerin bir kısmının kalsa da büyük çoğunluğunun geri döneceğine inanıyorum. Buraya yeniden döneceğim. Önce Prof. Erdoğan’ın röportajdaki değerlendirmelerinden bir seçki yapacağım.

“BÖYLE BİR KİTLEYE MİSAFİR DEMEK ZOR”

“2011’de ülkemizde 58 bin mülteci varken, üç sene sonra sayı 4 milyona ulaştı. Bir kamp iki kamp derken sayı 26’yı buldu ama 250 bin kişilik kapasitesi olan 26 kamp da yetmedi. IŞİD ortaya çıkınca hem Suriye rejiminin gitmesi yönündeki uluslararası baskı yumuşadı hem de ülkeden kaçan insanların sayısı hızla arttı. Bu dönemde çok farkında olmadan ‘stratejik’ bir dönüşüm yaşandı. Kamplarda kapasite dolunca Suriyelilere ‘Başınızın çaresine bakın’ dedik. Canları nereye istiyorsa oraya gittiler. Suriyeliler konusunun Türkiye’nin her bölgesine kontrolsüz yayılmasının temel nedeni bu.

“…Suriye’deki iç savaş artık iç savaş olmaktan çıktı. İran, Rusya, Amerika ve Kürtler devreye girdi ve insanlar fark etti ki daha uzun süre barış yok! ‘Ne zaman ülkeme dönebileceğim belli değilse geldiğim yerde kendime yeni bir yaşam kurmam gerekiyor’ diye düşündüler ve dönüşten umutlarını kestiler. Türkiye’de 2011 sonrasında doğan Suriyeli bebek sayısı 650 bini aştı, çalışan Suriyeli sayısı 1,4 milyon. Türkçe eğitim alan, okullara giden Suriyeli sayısı 770 bin. Böyle bir kitleye misafir demek zor.

“GÖNÜLLÜ BİR ŞEKİLDE GERİ DÖNME İHTİMALLERİ YOK”

“Gönülsüz ortak yaşam pratikte başarıldı ama birlikte yaşamaya hala istekli de hazır da değiliz. Hatta çoğu insan, imkanı olsa onları alıp hemen ülkelerine yollayacak. Oysa Suriyelilere sorarsanız ‘Her geçen gün daha da mutluyuz, kendimizi daha güvende hissediyoruz’ diyorlar.

“Toplumlar kitlesel göçlerde dört temel şeyden korkar.

-İşimi elimden alacak: (…) Suriyeliler kayıt dışı ekonomide kendilerine bir alan açtılar, kendi ayaklarının üstünde duruyorlar. Bu, toplumdaki gerginliği de törpüleyen önemli bir husus.

-Suç oranı artacak: Birkaç eylem dışında Suriyeliler genelde mağdur oldu, kriminal suçlarla doğrudan bir ilgileri yok.

-Kamu hizmetleri bozulacak: Kamu hizmetlerinde bozulma sınır illerinde yaşanıyor, o bölgeden çok şikayet geliyor; özellikle okullarda ve hastanelerde.

-Kimliğimiz bozulacak: Arapça tabelalara kızıyorlar ama bundan 10 sene önce Laleli’de her yerde Rusça tabelalar vardı, hala var.

“2014’ten bu yana Suriyelilerin geri dönme eğilimleri azalıyor. Savaş ne zaman bitecek; kimse söyleyemiyor. Ölmekten kaçmışşsınız ve orada hiç güvenmediğiniz bir yönetim var. (…) Gelmiş bir yere tutunmuşsunuz. Siz olsanız dönmeyi düşünür müsünüz? Türkiye’deki Suriyelilerin geri dönmesi konusu artık istisnai bir duruma dönüşmüştür.Gönüllü bir şekilde geri dönme istekleri, ihtimalleri yok bence.”

PROF. ERDOĞAN MESELEYE STABİL YAKLAŞIYOR

Prof. Erdoğan’ın girişte de değindiğim gibi tabloyu dondurup “verili koşullarda durum bu” demek yerine mevcut durumu baz alarak ileriye dönük bir projeksiyon yapmasını yadırgadım. Yadırgadım, çünkü bir bilim insanı olarak sürecin farklı yerlere de evrilebileceğini, örneğin iç savaşın sona erip Suriye’nin tüm vatandaşları için güvenli bir yurt olabileceğini, bülbülü altın kafese koysalar “ah vatanım” diyebileceğini hiç dikkate almamış. Prof. Erdoğan’ın dikkate almadığı başka noktalar da var; AK Parti hükümetlerinin ABD’nin kayığına binerek ‘Arap Baharı’ bağlamında ayakta kalamayacağı, Rusya-Suriye yakınlığını göz ardı etme yanılgısına düşerek durduk yerde can ciğer kuzu sarması olduğu Esad’ı “Esed” yapıp Şam’daki Emevi Camii’nde namaz kılması rüyası görmesini atlamış! Prof. Erdoğan’ın atladığı çok önemli bir nokta da AK Parti’nin bu Suriye politikası ve ülkemizde dengeleri alt üst eden 4 milyonu aşan Suriyeli nedeniyle 31 Mart seçimlerinde aldığı ağır yenilgi. Evet, CHP’nin, Millet İttifakı’nın yerel seçim zaferinde seçmenin içimizdeki Suriyelilere ve buna neden olan AK Parti’ye tepkisi önemli rol oynadı. Bütün anketlerde bunu görmek mümkün.

SURİYELİLERİN BÜYÜK ÇOĞUNLUĞU BARIŞTA VATANINA DÖNER

Demek istediğim, Türkiye’de birçok Suriyeli işveren ya da işçi iş güç sahibi olsa da, 650 bin Suriye vatandaşı anne-baba çocuk sahibi olsa da Suriye’de anayasal ve yasal, toplumsal koşullar oluşup barış olduğunda -ki, bu mümkün, Türkiye’nin katkısıyla daha da mümkün olabilir daha kısa zamanda- Suriyelilerin büyük çoğunluğunun vatanına döneceğini düşünüyorum. Konuştuğum birçok Suriyelinin zaten aile bireylerinden bir kısmı orada; gidip geliyorlar ya da sürekli iletişim halindeler. Bu şu anlama geliyor; birgün koşullar uygun olduğunda aileler Türkiye’de değil, Suriye topraklarında bir araya gelecekler.

Yayladağı’na ilk küçük Suriyeli kafilesinin giriş yapmasından bu yana geçen 10 yılda neyin olamayacağı Ankara açısından görülmüştür artık ve neyin olacağına bakılacaktır diye ümit ediyorum. Ankara-Şam diyaloguna iki devletin çıkarları açısından da büyük ihtiyaç var. Şam’ın da Ankara’nın da ulusal çıkarları için birbiriyle diplomatik ilişki kurmalarında ve barışın tesisi için çalışmalarında sonsuz yarar elde edecekleri o kadar açık ki. Türkiye, Suriye’nin toprak bütünlüğüne ve siyasi birliğine gerçekten benimsiyorsa 1)ÖSO ile rejim arasında Rusya ile birlikte arabulucu olabilir, 2)Şam ile işbirliği yaparak Rusya’nın da desteğiyle ABD’yi bölgeden söküp atarak garnizon devlete geçit vermeyebilir. Bu Türkiye’nin uzun güney sınırındaki güvenliğiyle de ilgilidir.

Öte yandan ülkemizdeki 4 milyonu aşkın Suriyeliye verilen eğitim, sağlık vb. hizmetler ile kamu bütçesinden çıkan sosyal yardımlar kendi vatandaşımızın vergilerinden oluşuyor ve kendi vatandaşımız zaten yeterli hizmeti alamıyor. Vatandaşının dörtte birine yakını sosyal yardım alan bir ülkeden bahsediyoruz.

BİR YANDA İKTİDARIN ÇIKARLARI BİR YANDA TÜRKİYE’NİN

Sonuçta, Prof. Erdoğan’ınki ve benzeri yaklaşımların derdi, içimizdeki 4 milyon civarındaki Suriyeliyi uyumlu kılmak, giderek iktidarın siyasi hedefleri uğruna vatandaş yapmak… Türkiye’nin çıkarları ise olabildiği kadar kısa sürede Şam ile diyalog ve giderek Suriye’de barışın tesisi, siyasi birliğin ve toprak birliğinin sağlanması ve böylece Türkiye’nin sınır güvenliğinin de otomatik olarak sağlanmasında.

AK Parti kendi dar siyasi çıkarlarıyla ülke çıkarları arasında sıkışıp kalmış durumda. Muhalefetin bu gerçeği seçmene çok iyi izah etmesi gerekiyor. İzah ederken de Suriye’nin, Esad’ın ‘aşkından yanıp tutuşmadığını’ da hissettirmesi gerekiyor.

GERİLİMİN ÜST PERDESİ BU OLUR

Yazıyı bitirirken Prof. Erdoğan’dan çok düşündürücü iki paragraf daha… Hakikaten çok düşündürücü ve muhalefetin çok okuma yapıp yararlanması gereken iki paragraf…

“(…) Yakın zamanda sadece Suriyelileri dikkate alan siyasi partiler kurulacak. Bunlar ırkçı partilerin Türk versiyonu olacak. Türkiye’de yabancı olmayı, hele Arap olmayı politize etmek gibi bir kanal açık. Bu kanal açılırsa diğer merkez partiler de bu pastadan pay almak için daha dışlayıcı bir söyleme yönelebilir.

“Suriyeliler Türk toplumunu tedirgin etmemek için çaba sarf etti. Zor koşullarda, az parayla çoğunlukla da kentlerin yoksul alanlarında bir yaşam inşa etmek derdindeler. Türk toplumu zaten Suriyelilere ciddi mesafe koyuyor ama her geçen gün Suriyelilerin de Türk toplumundan sosyolojik olarak uzaklaşma riski yüksek görünüyor. Dünyada, etnisiteden bağımsız biçimde göçmen topluluklar ciddi sayılara sahipse, kendi içlerine kapanır, entegre olmaları zor olur. Türkiye’deki Suriyelilerin, ötekisi Türk toplumu olan kendi milliyetçiliklerini yaratmaları sürpriz olmayacak.”

XXX

Bugün Hıdırellez; son olarak bir dilek… İnşallah belki çok kısa değil ama en fazla 10 yıl sonra Türkiye’nin tamamındakiler gibi Basmane’deki Suriyeliler tamamen vatanına dönmüş olur. İleride de kendilerine geçici yurt olan İzmir’e turist olarak gelip bu kez kentin keyfini çıkarırlar.