• Anasayfa
  • Yazarlar
  • Biden'in kabul edilemez açıklamasına karşı ne yapmalı?

Biden'in kabul edilemez açıklamasına karşı ne yapmalı?

28 Nisan 2021’de Son Kale İzmir’de kaleme aldığım “Biden’ın ‘Soykırım Açıklamasının 6 Maddede Nedeni, Nasılı” başlıklı değerlendirmemin sonunda “ABD Başkanı Biden ‘soykırım’ açıklamasını geri çeker mi, bunu talep etmek doğru mu? Türkiye NATO’dan çıkma, İncirlik’i kapatma vb. opsiyonunu masaya yatırmalı mı? Verilecek tepkiler ne olmalı? Biden’ın yüksek perdeden çıkışı bumerang olabilir mi?” sorularını sormuş ve bu sorulara da bir dahaki yazıda yanıt arayacağımı belirtmiştim. Şimdi o sorulara geçebiliriz…

BİDEN ‘SOYKIRIM’ AÇIKLAMASINI GERİ ÇEKER Mİ, BU TALEP EDİLMELİ Mİ?

Türkiye’nin iki buçuk gün sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklamasıyla Biden’a çok yumuşak tonda bir yanıt verdiğine değinmiştim. O açıklamanın içeriğinde ‘soykırım’ açıklamasının geri çekilmesi talebi de vardı. Bu talep yerinde bir talep ancak bu kadar yumuşak bir tonda mütekabiliyet esaslarına göre olmayan bir şekilde iletilirse karşı tarafın dikkate almayacağı da kesindir. Zaten ABD Dışişleri Bakanı Blinken ‘soykırım’ açıklamasının suçlamak için yapılmadığını öne sürdü. Herhalde telefon görüşmesinde Biden da Erdoğan’a benzer bir açıklama yapmış olmalı ki yanıt yumuşacık oldu. Duyan da sanır ki ABD değil de Türkiye bir kabahat işledi! Blinken’in çevrimiçi basın toplantısına Hürriyet’in muhabiri de katılmış ve ertesi gün birinci sayfadan inanılmaz şekilde Blinken’in “Soykırım açıklaması suçlamak için değil” sözleri başlığa çıkarıldı. Hükümet medyası da Beştepe hizasında konuya yaklaşıyor besbelli ki.

Peki Ankara’dan ne gibi tepkiler verilebilirdi ‘soykırım’ suçlamasına? Öncelikle, Vaşington’daki büyükelçimiz ‘istişare’ için Türkiye’ye çağrılabilirdi. Sadece ABD’nin Ankara’daki büyükelçisinin Dışişleri’ne çağrılması çok cılız kaldı. Fakat ABD nezdinde Türkiye’yi temsil edecek olan önceki AK Parti milletvekillerinden Murat Mercan güven mektubunu sunup göreve başladı mı? Bir rivayete göre bizzat Biden’a değil ama sundu ve göreve başladı, bir rivayete göre ise henüz randevu alamadı güven mektubunu sunmak için. CHP ABD Temsilcisi Yurter Özcan’ın ‘yalancısıyım’ bu konuda. Göreve başlamayan bir büyükelçiniz yoksa, ‘istişare’ için geri çağıracağınız bir büyükelçiniz de yoktur!

Başka ne yapılabilirdi? Cumhurbaşkanı Erdoğan tarih dersi vereceğine ‘soykırım’ nitelemesiyle orantılı sert bir siyasi karşılık verebilir, Biden’ın BM ve AİHM gibi uluslararası kuruluşların üzerinde olmadığına güçlü bir vurgu yapabilirdi.

Ankara’nın hemen atması gereken bir adım, kamu diplomasisini etkin şekilde harekete geçirmek; Yahudi lobisi ve İsrail ile ilişkileri süratli olarak onarmak ve Ermeni lobisini dengeleyerek Amerikan yönetimi üzerindeki kuşatmalarını kırmaktır.

Dikkat edilirse, Biden’ın çıkışı iç cephedeki aşırı kutuplaşma iklimine denk gelmiştir. Bunun tesadüfi olduğu söylenemez. Ciddi ulusal meselelerde iç cepheniz kavi değilse işiniz zorlaşır. Sadece TBMM’de dört partinin, iki ittifakın bildiri yayınlaması yetmez. İktidarın muhalefete yaklaşımının düzelmesi gerekiyor.

SIK DİLE GETİRİLEN BİR TEPKİ DOĞRU MU?

Bazı çevrelerin duygusal tepkilerine gerçekçi bir açıdan baktığımızda durum şudur: İncirlik Üssü, Türkiye’nin. Denetimi ve kontrolü de bizim. Sadece ABD ile ortak kullanım söz konusu. Ayrıca ABD Yunanistan ve hatta Suriye, Irak topraklarında açtığı askeri üslerle İncirlik’e olan ihtiyacını minimize etmiş durumdadır. Soğuk Savaş döneminin argümanı olan bir üssün şimdi kapatılması gerçekçilikten uzaktır. Keza NATO’dan çıkılması talebi de gerçekçi değildir. NATO’nun fiili patronu ABD olsa da Türkiye’nin oydaşma ile karar alınan bu kuruluşun içinde olduğu takdirde en azından gelişmeleri bilme şansına sahiptir. Dışına çıktığı anda taban tabana zıt olduğu Güney Kıbrıs Rum Yönetimi gibi yeni üyeler alabilir NATO. Türkiye, içerideyken veto yetkisini kullanabilmektedir. Özetle NATO’da olmak Türkiye için pek matah olmasa da çıkarına olan bir durumdur. Türkiye, ayrıca jeopolitiği, ekonomisi vb. gereği çok yönlü olmak durumundadır; batı-doğu arasındaki köprü, bağlantı unsuru olarak manevra kabiliyetini yitirmemelidir. NATO’nun 5. Maddeyi bile ABD’nin lehine, Türkiye’nin aleyhine olacak şekilde işletmediği bir sır değildir. Bu gibi maddelerin işletilmesi Türkiye’nin güçlenmesi ve ağırlığının artmasıyla orantılıdır. Değerli arkadaşım Prof. Barış Doster gibi düşünenlerin bu açıdan meseleyi bir daha tartması yerinde olacaktır.

‘SOYKIRIM’ AÇIKLAMASI BUMERANG OLABİLİR Mİ?

Biden’ın ‘soykırım’ açıklamasının sert siyasi karşılık verilmekle beraber ve ciddi diplomatik yönelimler gerektirmekle beraber o kadar da ah vah edilecek, dövünülecek bir iklim oluşturacağına ihtimal vermiyorum. Bunu söylerken, açıklamayı “hafife aldığım” düşünülmesin. Daha önce de malum Reagan 1981’de benzer bir ifade kullanmış, buna dayanarak diyaspora bazı davalar açmış ancak dayanaksız kalmıştı. Denilebilir ki, bu kez mahkemeler yürütmenin başı olan başkanı ve kongreyi kerteriz alarak karar verir. Verseler de ne limandaki özel sektöre ait gemilere el koyabilirler ne de uluslararası hukuka göre iş yapan uçak şirketlerine vb.

Öte yandan, ‘soykırım’ açıklaması ABD’nin elini Türkiye’ye karşı daraltmıştır, manevra alanını küçültmüştür. Bu da yararlanabilirse Ankara için iyi bir kozdur. Özetle, Türkiye panik yapmadan dersini çalışır ve kuzu kuzu olmak yerine orantılı karşılıklar verip kamu diplomasisini harekete geçirir ve geleneksel diplomatik adımlarını peş peşe atarsa karlı bile çıkabilir bu süreçten. Bunun için ABD’deki Türklerin ve yabancı bilim adamlarının, düşünürlerin, tarihçilerin harekete geçirilmesi de FETÖ’nün etkisinin giderilmesi de şart. En önemli adımlardan birisi ise yukarıda değindiğim gibi Yahudi lobisi ve İsrail ile ilişkileri onarıp beraber çalışmak. Hem o zaman belki Filistin’e de daha fazla katkımız olabilir.