folkart, orion,

Özkan istiyor mu, istemiyor mu?

51 yıllık Süper Lig hasreti olan, sadece İzmir’in değil Türkiye’nin mazisi olan kulüplerinden, Cumhuriyet ile yaşıt Altınordu profesyonel futbol takımı TFF 1. Lig’e çıktığının beşinci yılında play-off’a çıkmayı başardı. İlk dört sezonda iki kez averajla iki kez de birer puan farkla play-off’u kaçıran Şeytanlar, üstelik bu başarıyı tamamen yerli ve çoğu altyapı patentli oyuncularla gerçekleştirdi.

Avrupa’ya ve Süper Lig’e, milli takımlara oyuncular yetiştirip gönderen Altınordu’nun “yetiştirici” yanı ağır basmasına karşın göstediği büyük başarıyla bence “yılın takımı” unvanını fazlasıyla hak ediyor.

SÜPER LİG’E ÜÇ DOKSAN DAKİKA KALA

Şunun şurasında Süper Lig’e sadece üç doksan dakika uzaklıktaki Altınordu Başkanı Seyit Mehmet Özkan’ın kulüp resmi sitesinde 10 Mayıs’ta kaleme aldığı “A Takımımız TFF 1. Lig’de Play Off’a Kaldı” başlıklı, “Yaşım 66. Allah’ın bildiğini kuldan saklamama gerek yok” alt başlıklı yazı ise kafaları karıştırdı. Yanlış anlaşılmasın, “bazı kafaları” karıştırdı. Bazıları sandı ki Özkan takımının Süper Lig’e çıkmasını istemiyor! İzmir basınında “Aman başkan sen ne yapıyorsun?” yollu yazılar bile döktürenler oldu!

EROĞLU: “İLK HEDEFİMİZ FİNALE KALMAK, SONRA DA SÜPER LİG”

Başkan Özkan’dan önce kader birliği yaptığı,  Teknik Direktör -aynı zamanda Altınordu YK Üyesi- Hüseyin Eroğlu’nun play-off başarısının ardından basına ne dediğine bakalım:

“Bu sene illa şampiyon olacağız diye kadro kurmadık. Ritmi erken tutturduk, sistemi oturttuk, sahada hep güçlü durduk. Futbolumuzu ve oyuncularımızı geliştirdik, play-off’u yakaladık. Ben takımıma güveniyorum. Samsun güçlü ama biz de güçlüyüz. Kazanmak adına her şeyimizi ortaya koyacağız. İlk hedefimiz finale kalmak, sonra da Süper Lig. Sahaya çıkıp en güçlü Altınordu’yu izlettireceğiz.”

Neden “önce Hüseyin Hoca” dedim. Şunun için: 14 yıldır kader birliği yapan YK Başkanı ile YK üyesi-Teknik Direktör’ün birisinin kuzeyi birisinin güneyi gösterecek hali yok da onun için.

Şimdi gelelim Başkan Özkan’ın ne dediğine… Yazısının tamamını tarihsel bir belge değeri taşıdığı için en sonda paylaşacağım. Ama önce şu kilit cümlelerin altını çizeceğim:

Ben A takımımızın Süper Lig’e çıkmasını istemiyorum. Ama kadere de karşı durmuyorum, zaten duramam da… Herkesin bunca emeğine ‘büyük saygı’ duyuyorum.

“Bir an Süper Lig’e çıktık, diyelim. 1)Yabancı oynatmayacağız. Bu kesin, çünkü gelecek hayalimize ters düşeriz. 2)Seneye ilk 11’de 5 tane Öz Kaynağımızdan yetişmiş oyuncu ile sahaya çıkacağız. İlke kararımız var, değiştiremeyiz.

 

“Tamam, çok istiyorsunuz ya, Allah kendisinden bir şeyi çok isteyene verirmiş, Süper Lig’e çıktık diyelim; bu takımı ve ilkelerimizi bozmayız, bu takımla ve ilkelerimizle ne kadarsa o kadar..”

Başkan Özkan’ın yukarıdaki üç paragrafının karnını yararsak camia, teknik heyet ve futbolcularına demek istediği şu: “Madem o kadar istiyorsunuz, o kadar da emek verdiniz, Süper Lig’e çıkabiliyorsanız çıkın. Ancak çıksanız da ilkelerimiz, duruşumuz değişmeyecek. Süper Lig’de de tıpkı TFF 1’de olduğu gibi yerli ve yarı yarıya altyapı patentli bir kadroyla mücadele ederiz. Asansör takım olmak da var, ona göre…”

Şimdi Başkan Özkan’ın (kendi tabiriyle “Altınordu Arması Yediemini” Özkan’ın) yazısının önemli bölümlerini aktarabilirim, ara başlıkları ben attım.

“BİZİM BİR HAYALİMİZ VAR, DENEYECEĞİZ”

“(…)Bugün çok sevinçliyiz. Çünkü A Takımımız TFF 1. Lig’de Play-Off’a kaldı.

Bilen var, bilmeyen var, en baştan açıklamak zorunda hissediyorum kendimi;

Altınordu Futbol Kulübü olarak gelecek hayalimiz sadece bu toprakların çocuklarının forma giydiği, yetiştirici kimliğiyle saygın bir dünya kulübü olmak…  İspanya’da Athletic Bilbao başarmış, biz de başaracağız…  

Zor iş tabii ki… Kolayı herkes yapar, her türlü platformda içimizden birilerinin zor işlere kendisini adaması lazım...

Eğer namerde muhtaç olmak istemiyorsak, bu topraklarda barış içinde yaşamak istiyorsak, her işte, her oluşta kendimize yetmemiz lazım… Tam bağımsızlığın tek koşulu bu… 

Türk Futbolu ‘ithale dayalı’ bir düzende yönetiliyor. Yani yerli futbolcu üretilmiyor, dışarıdan ithal edilen yabancı oyunculara yer veriliyor.

Gerçekten ‘insan yetiştirmek’ dünyanın en zor işi…Bu topraklarda ‘futbolcu yetiştirmek’ ise tam bir kaos!.. 

Kulüplerimiz heves ediyorlar ama bir türlü kolları sıvamaya cesaretleri olmuyor!..

Çünkü uzun, ince, çileli ve meşakkatli bir yol! Üstelik garantisi de yok!.. (…)

Bilen var, bilmeyen var, en baştan yazmalıyım:Biz yabancı futbolcu oynatmıyoruz. Altınordu’yu 2012 yazında 3. Lig’de iken emanet aldık. 2012-13 sezonunda 3. Lig’de şampiyon olduk, 2. Lig’e çıktık. 2013-14 sonunda 2. Lig’de şampiyon olduk, 1. Lig’e çıktık.

2014 Mayıs ayının son günleri, şampiyon olmuşuz, Süper ligin bir alt seviyesi olan 1. Lig Takımı olmuşuz. Yerel bir TV bizi spor programına davet etti, yayın akşam olacak, gittik...

Yayın müdürü bir kadın, eşi de orada, hep birlikte ofiste oturuyoruz, zamanın gelmesini bekliyoruz. Konuşmalarından beyefendinin futbol ile ilgilendiği anlaşılıyor, laflıyoruz:

-Siz 1. Lig’de yabancı oynatmayacakmışsınız!

 -Evet.

 -Banko düşersiniz!

 -Olsun, bizim bir hayalimiz var, acelemiz yok, deneyeceğiz.

 -Yaptığınızı hiç mantıklı bulmuyorum!

 -Evet, delilik! Ama birilerinin bunu denemesi lazım!

TFF 1. Lig’de kulüpler takım kadrolarında 10 yabancı oyuncu bulundurabiliyorlar. Bunların 6’sı maç kadrosuna giriyor. 5’i de İlk 11 oynuyor. Futbolda ‘atan’la ‘tutan’ çok önemlidir. Bu yüzden yabancıların çoğunluğu ‘kaleciler’ ve ‘gol’ atma yeteneğine sahip ‘forvetler’”den oluşur. Sonuçta ancak gol atarsan 3 puan alabiliyorsun. İstediğin kadar iyi oyna, gol atamazsan en fazla 1 puan alabiliyorsun, o da gol yememek şartıyla!

 

Genel anlamda bakıldığında beyefendinin yorumu yerinde idi, yani ‘banko düşersiniz!’ yorumunda haklı idi..

Onun bilmediği konu; biz bu işte ‘çıraklık’ dönemimizi geride bırakmıştık. Kalfalığa soyunduğumuz için işin bilincindeydik…

Yabancısız oynama dezavantajını çok çalışarak, sistemli çalışarak, akademi yapımızı kurarak kapatmayı zaten kafaya koymuştuk.

 

“İŞTE BU YÜZDEN BUGÜN ÇOK SEVİNÇLİYİZ”

Sonuçta hiç yabancı oynatmadan 1. Lig’de geride bıraktığımız 6 sezonun dördünde ligi 7'nci olarak tamamladık. Play off oynamayı hep son haftalar kaybettik.

İşte bu yüzden bugün çok sevinçliyiz. Çünkü bu sefer A Takımımız son maçını kazanarak TFF 1. Lig’de Play-Off oynamaya hak kazandı. Bu başarıda bütün Altınordu çalışanlarının payı vardır. Öncelikle bütün Altınordu çalışanlarını, tüm personelimizi candan kutluyorum. Ardından 14 yıldır birlikte olduğumuz A Takım Teknik Direktörü Hüseyin Eroğlu hocamızı ve teknik kadromuzu kutluyorum.  

A takım kadromuzda 24 oyuncu var. 13 tanesi transfer ‘Abi’ oyuncular, 11 tanesi Özkaynak sistemimizden yetişen ‘Evlatlarımız’...

Çaylak oyuncu ile oynamak zor iştir. İyi oynarken, bir pozisyon hatası yapar, bir çuval inciri berbat eder. Ama size sorarım, kim bir işin çıraklığını yapmadan o işin ustası olabilir ki?!.

Her işte olduğu gibi, futbolda da ‘Çıraklık Dönemi’ çok çok önemlidir. Oynatmadan, hatalarına tolerans göstermeden bu gençleri nasıl kazanabiliriz ki?.. (…)

Bu sezon süre almada Öz Kaynağımızdan yetiştirdiğimiz oyuncularımız yüzde 36 oranında süre aldılar. Yüzde 36 oranında genç oyuncu oynatarak Play-Off’a kalmak… İşte asıl başarı budur. (…) İşte Altınordu’nun Play-Off’a kalmasına bu pencereden baktığımızda, her makul insan bu başarının anlamını daha iyi kavrar…

 

“ALLAH’IN BİLDİĞİNİ KULDAN SAKLAMAMA GEREK YOK”

Yaşım 66. Allah’ın bildiğini kuldan saklamama gerek yok. İzmir Torbalı’daki Altınordu Futbol Akademisi (ALFA)’yı kuralı henüz 5,5 yıl geride kaldı. Akademimiz yeni yeni her pozisyondan iyi üretimler vermeye başladı. A Takımımız ile Akademimiz arasındaki “koordinasyon” henüz bu sezon meyvelerini almaya başladı. Yolun yarısındayız. Benzetmek gerekirse, kaba inşaat bitti, ince inşaat işlerine henüz yeni başladık. Ya da ‘donanım-hardware’ işleri bitti, şimdi ‘yazılım-software’ işlerine henüz yeni başladık. ALFA akademimizin her yıl Süper Lig seviyesinde en az 5 oyuncu yetiştirmesi için 3-5 yıla daha ihtiyacımız var.

Ben A takımımızın Süper Lig’e çıkmasını istemiyorum. Ama kadere de karşı durmuyorum, zaten duramam da… Herkesin bunca emeğine ‘büyük saygı’ duyuyorum.

Altınordu’yu 8,5 yılda”Türkiye’nin Altınordu’su’ yaptık. Herkesin gönlüne düştük, bu toprakların çocuklarının umudu olduk…

Bu zaman içinde genç milli takımlarımıza 59 oyuncu verdik. A Milli Takımımızın as oyuncuları ‘Gururlarımız’  Çağlar Söyüncü ve Cengiz Ünder’i yetiştirdik.

TFF 1.Lig’de 5 yabancılı şehir takımlarına karşı, futbolu güzel oynayarak, kora kor mücadele etmeyi öğrendik.  Öz Kaynağımızdan yetiştirdiğimiz oyuncularımıza forma verdik, veriyoruz. Zaten hayat amacımız da bu değil mi?..

 

Bir an Süper Lig’e çıktık, diyelim. 1)Yabancı oynatmayacağız. Bu kesin, çünkü gelecek hayalimize ters düşeriz. 2)Seneye ilk 11’de 5 tane Öz Kaynağımızdan yetişmiş oyuncu ile sahaya çıkacağız. İlke kararımız var, değiştiremeyiz.

(…)Bizim tamamı yerlilerden oluşan ‘Usta’, ‘Kalfa’ ve ‘Çırak’ futbolcularımızla Süper Lig’in tamamı yabancı profesyonellerine karşı nasıl baş edeceğiz?..

İnip çıkan asansör takımları görmüyor muyuz? Oğuz Atay’ın ünlü romanı ‘Tutunamayanlar’ını okuyun anlarsınız. (…)

Tamam, çok istiyorsunuz ya, Allah kendisinden bir şeyi çok isteyene verirmiş, Süper Lig’e çıktık diyelim; bu takımı ve ilkelerimizi bozmayız, bu takımla ve ilkelerimizle ne kadarsa o kadar…

Hayır da şer de Allah’tandır. Yaşayacağız, göreceğiz…Hak eden kazansın… (…)”

XXX

Evet, “Altınordu Yediemini” Özkan’ın bir hayali vardı, gerçekleştirdi. Hem sayısız yıldız yetiştirdi Türk futboluna hem de tamamen yerli ve yarısı altyapı patentli bir kadroyla Altınordu TFF 1’de dört sezonun üçünde yedinci oldu, dört sezonda da Play-Off’u ya avrajla ya da bir puanla kaçırdı ve beşinci sezonda Play-Off’a kalarak Süper Lig kapısını çalmaya hak kazandı. İşte bu “Türkiye’nin Altınordu’su” Süper Lig’e bir çıkıp illa düşecek değil de, oynasa da düşse ne olur? Ne olur biliyor musunuz? “Destan” olur, bir destan…